Bölüm 5: Rolling Stone’a Göre Gelmiş Geçmiş En İyi 500 Albüm
Müzik tarihinin mihenk taşlarını incelemeye devam ediyoruz! Rolling Stone’un o meşhur 'En İyi 500 Albüm' listesinde 5. duraktayız. Bu bölümde sadece listeleri altüst etmekle kalmayıp aynı zamanda müzik dünyasının DNA’sını değiştiren, yıllar geçse de eskimeyen o devasa yapımlara yakından bakıyoruz!
460. Lorde - Melodrama

Lorde henüz 16 yaşındayken 'Royals' ile hayatımıza girdiğinde herkes onu bir neslin sesi ilan etmişti. Ancak ikinci albümü Melodrama, durumun çok daha derin olduğunu kanıtladı. O aslında sadece bir neslin sesi değildi. Hangi yaşta olursa olsun o zeki, kendini sorgulayan ve biraz da nevrotik hisseden herkesin sesi. 'Homemade Dynamite' şarkısında 'Sanırım sen de benim gibisin, biraz tuhaf davranıyorsun.' derken aslında hepimize ayna tutuyor. 2016'daki o sade çıkış albümünün aksine bu kez karşımızda 'Green Light' gibi çok daha büyük, kulüplere göz kırpan ve dev sahneleri hak eden bir şarkı var. Eğer kalp kırıklığını hem dans ederek hem de derin derin düşünerek yaşamak istiyorsan Melodrama tam olarak o adres.
459. Kid Cudi - Man on the Moon: The End of the Day

Kanye West’in o meşhur melankolik sound’una yön veren Kid Cudi, bu ilk albümüyle hip-hop dünyasında adeta bir devrim yarattı. Emo ve saykodelik rock tınılarını rap ile harmanlayan sanatçı, 'Day ‘n’ Nite'ın ağır depresif havasından 'Pursuit of Happiness'ın o huzurlu tınısına kadar duygusal bir spektrum sunuyor. Bugün listeleri domine eden hüzünlü çocukların müziğinde Cudi’nin 10 yıl önce attığı o cesur adımların izi var.
458. Jason Isbell - Southeastern

Jason Isbell’in karanlık günlerini geride bırakıp adeta küllerinden doğduğu o efsane albüm. Bağımlılığından kurtulduktan sonra kaleme aldığı bu şarkılar süslü prodüksiyonlara hiç ihtiyaç duymadan sadece bir gitar ve çırılçıplak bir dürüstlükle ruhlara dokunuyor. 'Cover Me Up' ile aşkın iyileştirici gücüne şahit olurken 'Elephant' gibi parçalarla hayatın sarsıcı gerçekleriyle yüzleşiyoruz.
457. Sinéad O’Connor - I Do Not Want What I Haven’t Got

'Henüz 21 yaşındayken ne istediğimi nasıl bilebilirdim ki?' diye soruyordu İrlandalı efsane.Bunu müzik dünyasını sarsan ikinci albümünde sormuştu. Kazınmış saçları, iç yakan vokali ve o kendine has asi duruşuyla hepimizin kalbine dokunmayı başardı. Ama asıl bombayı kıyıda köşede kalmış bir Prince şarkısı olan 'Nothing Compares 2 U' ile patlattı. Başlangıçta pek tutmayan bir projenin sıradan bir dolgu şarkısıyken O'Connor'ın dokunuşuyla bir anda listelerin zirvesine yerleşti ve tüm zamanların en ikonik ayrılık şarkılarından birine dönüştü.
456. Al Green - Greatest Hits

'Memphis’te sadece içinden geleni yaparsın.' diyordu Al Green 1972'de. Öyle lüks, şatafatlı, kalın halılı stüdyolara falan hiç gerek duymadan girip ruhunu müziğe dökebileceğin o saf hissi kastediyordu. Prodüktör Willie Mitchell ile güçlerini birleştiren Green, 'Let's Stay Together' ve 'Tired of Being Alone' gibi devasa hitleri işte bu samimi ortamda kaydetti. Toplama albümler genelde derme çatma hissettirir, bilirsiniz. Ama bu 10 şarkılık kusursuz seçki sanki baştan sona tek nefeste kaydedilmiş şahane bir bütünlük sunuyor. Tam bir soul ziyafeti!
455. Bo Diddley - Bo Diddley/Go Bo Diddley

Bo Diddley'nin rock & roll dünyasında yarattığı o devasa etkiyi kelimelerle anlatmak inanın çok zor. 'Pretty Thing'in o damardan giren ve ezber bozan ritminden tutun da blues'a getirdiği o kıpır kıpır yoruma kadar tam bir öncü. İlk iki plağının şahane bir aranjmanla birleştiği bu albüm 'I’m a Man' ve 'Who Do You Love?' gibi sanatçının en baba şarkılarını barındırıyor. İşin ilginç tarafı, o dönem diğer gruplar Diddley’nin o meşhur ve yerinde duramayan ritmini anında ödünç almaya başladılar ve bu akım hala bitmiş değil! Listemizdeki Bruce Springsteen'den tutun da George Michael'ın 'Faith'ine kadar pek çok efsane bile bu ikonik ritimden nasibini aldı.
454. Can - Ege Bamyası

Almanya'nın Köln sokaklarından çıkıp dudak uçuklatan müziğin kitabını baştan yazan Can grubu, The Velvet Underground’un karanlığını, Miles Davis’in cazını ve James Brown’un o kıpır kıpır funk ritimlerini alıp akıllara durgunluk veren bir füzyon yaratmış. Albümün o hepimize çok tanıdık gelen 'Ege Bamyası' ismi bir yana, içeride tam anlamıyla bir fırtına kopuyor! Yeni vokalist Damo Suzuki, 'Vitamin C' ve 'I'm So Green' gibi parçalarda bazen mırıldanarak bazen de çığlıklar atarak dinleyiciyi adeta bir ayinin içine çekiyor. Albümün müzik dünyasındaki yankısı o kadar büyük ki ünlü rock grubu Spoon ismini bu albümün kapanış parçasından almış, Kanye West ise 'Sing Swan Swing'i sample olarak kullanıp kendi hitlerine taşımış. İsminden midir bilinmez ama gerçekten de tadından yenmeyen, ufuk açıcı bir iş!
453. Nine Inch Nails - Pretty Hate Machine

'Çocukken canım sıkkın olduğunda dinleyip 'Demek ki yalnız değilmişim, başkaları da böyle hissediyormuş.' dediğim müzikleri severdim.' diyordu Trent Reznor 90'ların başında. Kendi müziğiyle bu misyonu fazlasıyla başardı. 'Head Like a Hole' gibi devasa bir hitin sürüklediği bu ilk albüm o karanlık ve buz gibi endüstriyel gotik havayı alıp rock dinleyicisinin ruhuna doğrudan enjekte etti. Yarattığı kültürel sarsıntı, Nirvana'nın Nevermind albümüyle yarışacak kadar büyüktü üstelik. Reznor, o meşhur 'Eğer bir kalbim olsaydı rengi gri olurdu.' dizesini haykırdığında odasında tek başına oturan milyonlarca insan kendi kalp kırıklığıyla yüzleşti. Gerçek bir başucu depresyon kaseti!
452. Diana Ross and the Supremes - Anthology

Motown efsanesinin altın çağında The Supremes adeta kendi başına bir hit fabrikası gibi tıkır tıkır çalışıyordu. Baştan aşağı ihtişam, gözyaşı ve kalp kırıklığı! Diana Ross ve kızları, dönemin müzik dehaları Holland-Dozier-Holland üçlüsünün elinden çıkan o şahane parçalarla radyoları resmen ele geçirmişti. Bir yanda 'Come See About Me' ile tozu dumana katan bir özgüven patlaması yaşatıyor, diğer yanda 'Where Did Our Love Go?' ile o havalı ama derin hüznü iliklerinize kadar hissettiriyorlardı. Hele 'Love Is Like an Itching in My Heart' parçasında Diana Ross'un çaresizce yutkunarak 'Elimden hiçbir şey gelmiyor.' dediği o ikonik an yok mu... İşte o saniye insanın gerçekten tüyleri diken diken oluyor. Ruhu olan, sapına kadar gerçek bir klasik!
451. Roberta Flack - First Take

Soul müziğin yeri göğü inlettiği o şaşaalı dönemlerde Roberta Flack adeta bir sükunet vahası gibi hayatımıza girdi. Caz müzisyenlerinin elinden çıkma ince işçilikli aranjmanlarla örülü bu ilk albüm çıktığı an müzik çevrelerinden büyük alkış alsa da asıl devasa patlamasını yapmak için koca bir 3 yıl bekleyecekti. Peki o kırılma anı nasıl mı geldi? Clint Eastwood’un Play Misty for Me filmindeki meşhur aşk sahnesinde Flack'in o yürek yakan 'The First Time Ever I Saw Your Face' yorumu çalınca bir anda yer yerinden oynadı! Haftalarca Billboard listelerinin zirvesine demir atan bu eşsiz kayıt bize bazen bir başyapıtın anlaşılması için sadece doğru zamanı (ve doğru filmi) beklemesi gerektiğini kanıtlıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!



Yorum Yazın