onedio

yağma Haberleri

yağma ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. yağma ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

18-24 Ağustos: Türkiye Gündeminde Bu Hafta Neler Vardı?
Türkiye gündemi her daim hareketli, dinamik ve değişken. Her an yeni bir haberle, yeni bir gelişmeyle karşı karşıya kalıyoruz. Durum böyle olunca da gündemi takip edip ‘eskimeden’ kalabilmek zorlaşıyor.Biz de sizler için mutlaka okumanız gereken içerikleri tek yerde topladık.İşte gözden kaçırılmaması gereken ve mutlaka okumanız gereken içerikler...
Hakkında Soruşturma Başlatılan Rapçi Blok3 İddiaları Yalanladı: “Kariyerimi İftiraya Yedirmem”
Son zamanlarda yıldızı parlayan isimlerden olan rapçi Blok3 hakkında geçtiğimiz gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştı. Soruşturma, “kasten yaralama, tehdit, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, şantaj, hakaret, suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçlarını kapsıyordu. Bi Kanal adlı sayfa Blok3’e mikrofon uzattı ve açıklamasını yayınladı. Gelin detaylara geçelim!
Tecavüz Mağduru Çocuğa Rapor İşkencesi
Tecavüze uğradığı iddia edilen 13 yaşındaki F.S için 3 ayrı rapor bulunmasına rağmen mahkeme yeni rapor istedi. Mağdur muayeneyi reddedince, polis zoruyla götürülmesine karar verildi Diyarbakır'da okula giderken alıkonulup, tecavüze uğradığı iddia edilen 13 yaşındaki F.S. adlı erkek çocuk için 3 ayrı kurumdan rapor alındı. Davanın görüldüğü Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi, bu raporlarla yetinmeyip, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden 'mağdurun beden ve ruh sağlığına ilişkin kurul raporu' istedi. F.S. yeniden muayeneye gitmeyi reddedince, mahkeme heyeti, polis zoruyla götürülmesine karar verdi. Felat Özarslan ’ın Doğan Haber Ajansı’nda yer alan haberine göre, geçen yıl Ocak ayında, okula gitmek için evinden çıkan F.S. yolda karşılaştığı 25 yaşındaki B.Ç. tarafından ölümle tehdit edilip, şiddet uygulanarak, bir binanın bodrum katına götürüldü. Burada iki kez tecavüze uğradığı ileri sürülen F.S., olayı ailesine anlattı. Durumun polise bildirilmesi üzerine, F.S.'nin psikolog gözetiminde ifadesi alınarak, soruşturma başlatıldı. F.S.'nin teşhis ettiği şüpheli B.Ç. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak hakkında 'yağma', 'hırsızlık', 'mağdurun beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı' ve 'mala zarar verme' suçlarından 40 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. B.Ç. ifadesinde mağduru zorla yanında götürdüğünü ve iki kez cinsel ilişkiye girdiğini kabul etti. B.Ç.'nin daha önceden çok sayıda cinsel istismar, taciz, tecavüz ve hırsızlık suçundan sabıkasının bulunduğu ve halen çok sayıda dosyadan yargılandığı ortaya çıktı. 3 ayrı yerden rapor alındı Olaydan sonra rapor için Adli Tıp Kurumu'na sevk edilen F.S.'ye tecavüz edildiği belirlendi. Daha sonra Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edilen F.S.'nin ruh sağlığının bozulduğu tespit edildi. Son olarak Sağlık Bakanlığı Çocuk İzlem Merkezi'ne götürülen F.S., muayene ve görüşmeye alındı. Adli Tıp Kurumu, Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Çocuk İzlem Merkezi'nden alınan 3 ayrı rapor, dava dosyasına konulurken, tecavüzün meydana geldiği bodrum katında inceleme yapan polis, boş bir kağıt mendil poşeti bularak kriminal incelemeye gönderdi. İncelemede poşetin üzerinde şüphelinin sol el orta parmak izi tespit edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın hazırladığı iddianamede de sanığın mağdura birden fazla nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu ve mağdurun ruh sağlığının bozulduğu belirtildi. Rapor almaya gitmedi F.S.'nin tecavüze uğramasına ilişkin davanın bir önceki duruşmasında mahkeme heyeti, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden mağdurun beden ve ruh sağlığına ilişkin kurul raporu aldırılmasına karar verdi. Yaşadığı tecavüz olayı ve 3 ayrı muayene sonucu psikolojisi bozulan F.S. ise mahkeme kararına rağmen rapor için hastaneye gitmedi. Polis zoruyla rapor aldırılmasına karar Davanın görülmesine Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık B.Ç. ve taraf avukatları katıldı. Duruşmada söz alan F.S.'nin avukatı Gülşen Özbek, dosyadaki doktor raporunun yeterli olduğunu ve mağdurun psikolojisinin daha fazla bozulmaması için bir daha rapora gönderilmemesini istedi. Tarafları dinleyen mahkeme heyeti, F.S. için daha önce alınan raporun bilirkişi doktor tarafından yazıldığını ve Yargıtay içtihatları kapsamında hükme esas alınamayacağını belirtti. Mahkeme heyeti, mağdurun Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden kurul kararı aldırılması için Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti, mağdurun babası ve annesinin rızasına bakılmayarak rapor için zorla götürülmesine ve hastaneye götürülmesi sırasında sosyal hizmet uzmanının da refakat etmesine karar verdi. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, rapor sonucunun beklenmesi için duruşmayı erteledi.T24
Hangi Milli Takımı Desteklemelisin?
Ağaçlardaki kuşlardan damdaki kedilere, yoldan geçen adamlardan pazardan alışverişini yapan teyzelere kadar herkes bu turnuvayı bekliyor. Tamam biraz abarttık. Ama 4 milyar kişinin canlı izleyeceği bu büyük turnuvayı beklerken Türkiye'nin olmaması bizleri etkilememeli.  O yüzden biz de tam sizin için hangi takımı destekleyeceğinizi belirleyeceğiniz bir test hazırladık.
Hasan Ferit Gedik İddianamesinde Korkunç İfadeler
Gülsuyu'nda Hasan Ferit Gedik'in öldürülmesiyle ilgili iddianamede yer alan bir telefon konuşması: 'Allah herkese hayırlı cinayetler nasip etsin. Polis-molis öldürmeyelim de, polis devletin bir adamı. Devrimci öldürsek önemli değil' Maltepe Gülsuyu'nda geçtiğimiz yıl Eylül ayında Hasan Ferit Gedik'in hayatını kaybettiği ve çok sayıda kişinin da yaralanmasıyla sonuçlanan olaylara ilişkin soruşturma tamamlandı. İddiname, Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 311 SAYFALIK İDDİANAME HAZILANDI 311 sayfalık iddianamede 'Kasten yaralama', 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve üye olma', 'Nitelikli yağma', 'Kasten öldürmeye teşebbüs', 'Nitelikli yağma' gibi suçlardan, 11 yıl ile 269 yıl arasında değişen hapis ve müebbet hapis cezası istemiyle yargılanacak 35 sanık adı bulunuyor.Olaya ilişkin telefon tapelerine de yer verilen iddianamede, örgüt yöneticisi Zafer Turan'ın 'Allah herkese hayırlı cinayetler nasip etsin, polis-molis öldürmeyelim de, polis devletin bir adamı, devrimci öldürsek önemli değil' şeklindeki sözleri de yer alıyor. SİLAHLI ÖRGÜTÜN EYLEMLERİ, ÖRGÜTÜN YAPISI VE ŞÜPHELİLERİN ROLÜ ANLATILDIİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılıp Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılmasıyla soruşturmayı devralan Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Örgüt, Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosu, Gedik'in ölümü ve Gülsuyu'nda yaşanan olaylara ilişkin 311 sayfalık iddianame hazırladı. 5 mağdur, 17 müşteki ve bir şikayetçinin bulunduğu iddianamede 15'i tutuklu 35 sanık yer alıyor. 3 bölümden oluşan iddianamenin 1. bölümünde silahlı suç örgütünün eylemlerine yer veren savcılık, 2. Bölümde suç örgütünün yapısı, 3. Bölümde ise şüphelilerin örgütteki rolü, sabıka kayıtları ve operasyonda ele geçirilen suç aletlerinin varlığına yer verdi. 30 suç eyleminin olduğu kaydedilen iddianamede, örgüt liderliğini 'İbo' lakaplı Mesut Turhan'ın, örgütün yöneticiliğini ise Zafer Turhan ve Yakup Dalkılıç'ın yaptığı belirtildi. 11 AYRI SUÇSanıklar, 'Kasten yaralama', 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurma', 'Nitelikli yağma', 'Kasten öldürme', 'Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma', 'Kasten öldürmeye teşebbüs', 'Nitelikli yağma', 'Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma', 'Suç delillerini yok etme gizleme veya değiştirme suçluyu kayırma', 'Yargı görevini yapanı etkileme' ve 'Mala zarar verme' suçlamalarından 11 yıl ile 269 yıl arasında değişen hapis ve müebbet hapis cezası istemiyle yargılanacak 'SİYASİLER İLE ARALARINDA HUSUMET'İddianamenin 3. Suç eylemi olarak yer verdiği Hasan Ferit Gedik'in ölümüne ilişkin bölümde Gülsuyu Mahallesi halkının 'siyasiler' olarak adlandırdıkları kişiler ile şüpheliler arasında husumet olduğu, 28 Eylül 2013 akşamı 50-60 kişilik bir grubun slogan atarak Gülsuyu'nda yürüyüş yaptığı belirtildi. Örgüt üyesi Aytekin Turan'ın kalabalık üzerine ateş ettiği ifade edilen iddianamede, yürüyüş grubu içinde bulunan 3 kişinin yaralandığı, Turan'ın olay yerinden kaçtığı kaydedildi. İki grup arasında bu olay ile husumetin arttığı belirtilen iddianamede, 29 Eylül 2013 akşamı yine 50-60 kişilik grubun yürüyüşlerine devam ettiği, yürüyüş esnasında grup içerisinde silahlı ve herhangi bir eyleme hazırlıklı şahısların olduğu, daha sonra iki grup arasında çıkan çatışma sonrasında Hasan Ferit Gedik'in sol omuz, gırtlak ve kafasına aldığı 3 mermi ile ağır şekilde yaralandığı ifade edildi. İddianamede, Gedik'in kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiği, arkadaşları Gökhan Aktaş, Yalçın İleri ve Abdullah Kıyak'ın yaralandığı belirtildi. 'ALLAH HERKESE HAYIRLI CİNAYETLER NASİP ETSİN'Olaya ilişkin telefon tapelerinde şüphelilerden örgüt yöneticisi Zafer Turan'ın 'Allah herkese hayırlı cinayetler nasip etsin, polis-molis öldürmeyelim de, polis devletin bir adamı, devrimci öldürsek önemli değil' şeklindeki sözlerinin de yer aldığı iddianamede, 'Suç örgütünün her zaman için elinin tetikte olduğunun ve eylem yapabileceklerinin anlaşıldığı' ifadelerine yer verildi. Bilgi sahibi sıfatıyla emniyette ifadesi alınan Hasan Ferit Gedik'in arkadaşı Serdar Aydemir'in de beyanlarına yer verilen iddianamede, Aydemir'in olay günü gerçekleşen yürüyüşte Gedik ile karşılaşarak sohbet ettiği sırada 3 kişinin ellerinde silahla kendilerine doğru geldiğini ve Gedik ile birlikte kaçtığını söylediği belirtildi. Kaçmaya başladıkları esnada bir el silah sesi duyarak, Gedik'in bir anda vurularak yere düştüğü, daha sonra da 20-30 el silah sesi duyduğunu ve arkadaşı olan Gedik'in yaşamını yitirdiğini sosyal medyadan duyduğunu söylediği anlatıldı. ÖLDÜRME EYLEMİNDE 22 ŞÜPHELİHasan Ferit Gedik'in öldürülmesi olayında Mert Kazan, Ferhat Keleş, Adem Köşgen, Ümit Yeşilkaya, Doğukan Çep, Emrah Ok, Ekrem İnalkaç, Ercan Kütük, Mete Barış Durak, Murat Kesgin, Ercan Çiftçi, Hasan Taşhan, Şahin Eren, Yakup Dalkılıç, Zafer Turhan, Mesut Turhan ve Tarkan İmeçtemur'un 'Kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs' eyleminde silah kullanan şüpheliler arasında olduğu, suç aletlerini gizlediği, kimi şüphelilerin ise suçluların kaçması eylemlerinden sorumlu oldukları belirtildi. 'KÜÇÜK YAŞTAKİ ÇOCUĞU PAHALI HEDİYELERLE KENDİLERİNE BAĞLADILAR'İddianamede örgütün diğer eylemlerinde afiş asan 9 kişiyi yaraladığı, uyuşturucu madde temininde bulunduğu, Gülsuyu sakinlerinden haraç topladığı hatta küçük yaştaki çocukları darp ederek hürriyetinden yoksun bıraktığı belirtildi. Müştekilerden Gülhanım Arık'ın oğlu Şükrü Armağan Arık'ın, ailevi sorunları nedeniyle evden kaçtığı dönemde suç örgütü yöneticisi olan Zafer Turhan ve örgüt üyesi Şerif Karameşe ile tanıştığı ifade edilen iddianamede, 'Şüphelilerin Arık'ı önce pahalı hediyeler alarak kendilerine bağladıkları, daha sonra suç işletmek suretiyle gelir elde ettikleri, eylemlerde kullanması amacıyla ruhsatsız tabanca ve çalıntı motosiklet verildiği anlaşılmıştır' denildi. HİYERARŞİK İLİŞKİ İÇERİNDE SUÇ ÖRGÜTÜŞüpheli Mesut Turhan liderliğindeki suç örgütünün, hiyerarşik ilişki içerisinde Maltepe İlçesi ve çevresinde korkutucu gücünü devam ettirerek yağma, yağmaya teşebbüs, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, yaralama, hürriyetten yoksun bırakma eylemlerini gerçekleştirdikleri, suç örgütü yönetici ve üyelerinin sürekli olarak silah bulundurdukları belirtilen iddianamede, 'Herhangi bir eylem planladıklarında kolayca silah temin edebildikleri, ara yakalamalara rağmen silah taşımaktan vazgeçmedikleri tespit edilmiştir. Bahse konu suç örgütünün, haksız ekonomik çıkar sağlamak için yağma eylemlerine girişmesinin yanı başında uyuşturucu madde ticareti suçuna karıştığı anlaşılmıştır. Suç örgütünün gelir kaynaklarının başında Gülsuyu ve civarında bulunan 'torbacı' olarak tabir edilen sokak satıcılarına koruma sağladıkları ve bölgede başka gruplara karşı kollayarak rantın paylaşılmasının önüne geçerek uyuşturucu madde satışından pay aldıkları, kar payı vermeyen torbacıları darp ve tehdit ettikleri, sokak satıcılarının uyuşturucu temin etmesinde köprü vazifesi gördükleri anlaşılmış, ayrıca bu gayri yasal suç gelirini devam ettirebilmek için çeşitli silahlı eylemlere giriştikleri anlaşılmıştır' ifadelerine yer verildi. İddianamede, 35 sanığın 11 yıl ile 269 yıl arasında değişen hapis ve müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmaları istendi. DHA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Yıllar ne çabuk geçiyor. İsmi iddialıydı: Tarihi Yaşarken Yakalamak! Kitabın arka kapağına şunları yazmıştım: Tarihi, kendisini oluşturan somut olayların cereyan ettiği zaman dilimlerinde yakalamak olanaksızdır. Çünkü tarih biraz da akıp giden zamanın gelecekteki öyküsüdür. Bu satırları nerede okuduğumu, kimin yazdığını anımsamıyorum. Bir kenara not etmişim. Yazı masamın çekmecelerini karıştırırken yeniden bulunca sevindim. Bir kâğıt parçasının bir köşesine özensiz biçimde çiziktirilmiş bu satırlardan etkilendiğim anlaşılıyor. Tarihi yaşarken yakalayabilsek, ne güzel olurdu. Ama olanaksız diye de kaderciliğe saplanacak değiliz. Çünkü tarihten ders çıkarmak da var. İlle de yaşayarak öğrenmek gerekmiyor.
Otoriterleşen Erdoğan'ın Ekonomi Yönetimindeki Çatlak İlk Değil
ÇIKILAMAYAN ORTA GELİR TUZAĞI VE OTORİTERLEŞEN ERDOĞAN, FAİZ TARTIŞMASIYLA ÇATLAĞI DAHA DA BÜYÜTTÜ, SÜRDÜRÜLEMEZ KILDI CHP Parti Meclisi Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, ekonomi yönetiminde faizler dolayısıyla baş gösteren çatlağın yeni olmadığı, AKP hükümetleri döneminde sıkça yaşandığı, ancak orta gelir tuzağından çıkılamaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek otoriterleşmesi nedeniyle artık konunun içinden çıkılamaz noktaya doğru gitmekte olduğu uyarısını yaptı. Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: Erdoğan’ın Merkez Bankası’na “faizi indir” baskısının ardında, 11.5 yıldır şişirdikleri inşaat-konut balonun patlama noktasına gelişi yatıyor. Ekonomiyi tamamen sıcak paraya bağımlı hale getirip; ağır borç yükü altına soktular, inşaata dopingle ekonomiyi canlı tuttular. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında artan siyasi risk – azalan güvenin etkisiyle dövizde yaşanan sıçramaya şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Yükselen finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu durum piyasada durgunluğa yol açtı. İnşaattaki saadet zinciri bozuldu. Daireler satılmıyor, konut stoku elde kaldı. Şimdi Erdoğan telaşla “faizleri indirin!” diye feryat ediyor. Faizde sert bir indirim, dış muslukların iyice kısılması, zaten yüksek olan dövizin fırlaması demektir. Bu durumda cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur. - Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, buzdağının görünen ucudur. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yanlış ekonomi yönetimi ömrünü bitirmiştir. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık sesini yükseltme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda giderek daha da otoriterleşirken, ekonomi hızla kötüleşirken, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’na (MB) “faizi indir” baskısı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu konuda MB’ye verdiği destekle ekonomi yönetimindeki çatlak kamuoyunun gündemine geldi ve piyasalar bundan etkilendi. Ancak 12 yıla yaklaşan AKP iktidarında aşırı dış kaynağa bağımlı hale getirilen, sıcak para ile döndürülen, inşaat sektörüne yapılan dopingle canlı tutulan, aynı zamanda iktidar üyelerinin rant ve yağma iştahına kurban edilip eşi görülmemiş yolsuzluklara sahne olan ekonominin yönetimi konusunda AKP içinde yaşanan ilk çatlak değil bu.İLK BÜYÜK ÇATLAK ŞENER’LE YAŞANDI AKP içinde ilk büyük çatlak, partiyi kuran çekirdek kadroda yer alan Abdüllatif Şener ile yaşandı. AKP’nin dört kurucusundan biri olan Şener, iktidarın daha ikinci yılından itibaren bakanı olduğu hükümetle ters düştü, farklı bir ses oldu. Şener, Galataport ihalesi başta AKP’nin peşkeşe dayalı özelleştirme uygulamalarına karşı çıktı. Erdoğan ve AKP ile yolsuzluk konusunda ters düşen Şener, sonunda kurucusu olduğu partiyle yollarını ayırdı.17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla AKP’nin “bütün pisliklerinin ortaya saçıldığını” vurgulayan Şener, bu yolsuzlukların Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan yapılamayacağını söylüyor. Şener’in şu sözleri Erdoğan ve çevresinin zihniyetini oldukça net biçimde tanımlıyor: “Bu kabine ve kabinenin başındaki başbakan parasal konulara meraklıdır. Nerede para varsa üzerini kapatmaya eğilimlidir. Şu ana kadarki hükümet etme biçiminde de paraya sahip olmak en temel refleksidir. Hissiyatımı pekiştiren yüzlerce olay, gözlem yaşadım. Objektif koşullarda bunlar yargı sürecine girecek nitelikte olmayabilir. Ama sübjektif olarak baktığımda yolsuzluklarla yoğurulmuş bir iktidar anlayışı işbaşındadır.”  “GAZ-FREN” ÇATLAĞI… AKP’nin yanlış politikaları sonucu ekonominin tökezlediği 2012 yılında, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan arasında ekonominin direksiyonu için kavga yaşandı. Gelir dağılımı adaletsizliği sürerken, reel geliri yerinde sayan vatandaş borçlanmada da sınıra dayanınca tüketimde frene bastı. Tüketim yavaşlayınca ekonomi çakıldı, devlet vergi toplayamaz oldu, hedefler şaştı, zaten ağırlıkla, vatandaşın tükettiği mal ve hizmetler üzerindeki dolaylı vergilerden gelen gelirle finanse bütçede rekor açık ortaya çıktı. Küresel ekonomide hava sisliydi. Türkiye ekonomisinde kötüye gidiş artık gizlenemez hale geldi, hükümetin tüm hedefleri şaştı, ileriye yönelik belirsizlik arttı, güven kalmadı. Bu koşullarda vatandaşlar gibi, bir ay sonrasını dahi göremeyen sanayici de istese de gaza basamazdı! Uyguladıkları yanlış ekonomi politikalarının ve önlem almadaki ihmallerinin Türkiye’yi getirdiği noktada Babacan, ekonomideki daralma sürecini “yumuşak iniş” adı altında, kendi tercihleri ve kontrollü bir süreç gibi göstermeyi tercih etti.  Ekonomi bozulurken, ilgili bakanlar arasında “gaz-fren” tartışması başladı. Babacan, “Sisli yoldaki şoför ‘Yavaşlama, bas gaza’ seslerini dinlemez” derken Çağlayan ise “Otomobilin şoförü önemli… Eğer sürücü ileri teknik sürüş eğitimi almışsa sorun olmaz” diyerek “Türkiye gaza basması gerektiği yerde gaza basacak” şeklinde hamaset yaptı. “Gaz-fren” aslında bir yöntem tartışması değil, ekonominin direksiyonuna kimin oturacağı, yani koltuk kavgası idi. AKP, çözümü yine vergileri artırarak faturayı vatandaşa kesmekte buldu. Hükümet, otomotivden, tapuya, akaryakıttan içkiye, çeşitli mallardan alınan ÖTV, harç vb. dolaylı vergilerin artırılması yoluyla 10 milyar liralık (yaklaşık 5.5 milyar dolar) ek gelir yarattı. Bu para, zaten geçim derdindeki vatandaşın cebinden çekilerek, bununla bütçe açığı kapatıldı.   SÖZDE “ALTIN İHRACATI” ÇATLAĞI… Gaz-fren tartışmalarından sonra İran’dan alınan doğal gaz karşılığında altın ile yapılan ödeme konusunda da bakanlar arasında çatlak ortaya çıktı. ABD ambargosunu arkadan dolaşma gayretiyle İran’dan alınan doğalgazın ödemesini ithal külçe altınla yapıp, bunun adını da ihracat koydular. Dönemin ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı, aylardır İran’a yapılan altın ihracatının diğer 20 bin üründen farklı bir ihracat olmadığını, bunun bir para transferi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Başbakan Yardımcısı Babacan ise İran’a yapılan altın ihracatının aslında bizim İran’dan doğal gazı almak için ödediğimiz bir karşılık gibi olduğunu açıkladı ki doğrusu da buydu. CUMHURİYETİN 100. YILINDA İLK ONA GİRME ÇATLAĞI… Zaten ta 1970’li yıllarda ilk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’yi kendilerinin ilk 20’ye soktuğuyla övünen Erdoğan, bir de Cumhuriyet’in 100. Yıl dönümü olan 2023’de ilk 10 ekonomi arasına sokma hedefi ortaya koydu ve hiçbir ciddi plan ve programı olmaksızın bu iddiasını tekrarlayarak halkı kandırıyor. 2012 yılında bu konuda da AKP yönetiminde bir çatlak yaşanmıştı. Dönemin Ekonomi Bakanı, mevcut üretim ve ihracat yapısıyla Türkiye’nin ilk 10’a asla giremeyeceğini ifade etmişti. Yıllardır aynı ekonomi politikalarını uygulayan AKP’nin içinden birinin bunu fark etmesi olumlu bir gelişmeydi. Ancak “tek adam” mantığı nedeniyle bunun direkt Erdoğan’a söylenmesi imkânsızdı, diğerlerinde olduğu gibi bu konudaki görüş ayrılığı ve çatlak da basın üzerinden dile getirilebildi. 2023 hedefi kulağa hoş gelmekle birlikte ekonominin gerçek dinamikleriyle uyuşmuyor. Bunun için diğer ülkeler sıfır büyüme yaşarken, yılda ortalama yüzde 10 büyümemiz gerekiyor. IMF projeksiyonları 2014’te Türkiye’nin büyük ekonomi sıralamasında 2 basamak düşerek 19’unculuğa ineceğini gösteriyor. Erdoğan ise aklına geldikçe bu iddiasını “büyüklere masallar” kabilinden dillendirmeye devam ediyor. ŞİMDİ DE FAİZ ÇATLAĞI Erdoğan’ın Almanya gezisi dönüşü yaptığı “Merkez Bankası’nın faiz politikalarını kesinlikle beğenmiyorum. Yüksek faizi ülkemdeki yatırımların önündeki en önemli bariyer olarak görüyorum. Yüksek faizi, yüksek enflasyonun sebebi olarak görüyorum” sözleri AKP’nin ekonomi yönetimi anlayışındaki derin çatlağı ve Erdoğan’ın ekonomiyi adeta bakkal dükkânı mantığıyla yönetmeye kalkıştığını ortaya çıkardı. Erdoğan “Faizi yükseltirken 5 puan birden yükseltiyorsun, şimdi geliyorsun yarım puan indiriyorsun. Sen dalga mı geçiyorsun?” şeklinde Merkez Bankası’nı azarladı. Erdoğan’ın sözleri üzerine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise “Kurumlarımızın kendi görev alanlarında tanımlanan şekilde asla taviz vermeden, ana ilkelerinden ana prensiplerinden vazgeçmeden uygulamalarına devam etmeleri gerekiyor. Bunlar yapıldığı sürece önümüz açık” sözleriyle Erdoğan’a, MB’nin bağımsızlığı konusunda uyarı yaptı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “Babacan’ın açıklaması ile aynı görüşte” olduğunu bildirerek Erdoğan’la ters düştü. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise “Başbakanın isyanını haklı buluyorum” diyerek Erdoğan’a arka çıktı. AKP’nin vizyonsuz, plansız programsız ekonomi yönetimindeki derin çatlak daha net ortadadır. Erdoğan (özerk) MB’ye “faizi 5 puan artırdın, şimdi yarım puan indiriyorsun. Dalga mı geçiyorsun!” diye fırça atıyor. Enflasyonun suçunu Merkez Bankası’na yıkarak kendi sorumluluğundan kaçtığı gibi, sadece faizi indirmekle sorunu çözeceğini sanıyor. 11.5 yılda ekonomiyi dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdiler; ağır borç yükü altına soktukları Türkiye’nin geleceğini tükettiler. Fed kararlarının etkisiyle geçen yıl Mayıstan bu yana dış sermaye (sıcak para) muslukları kısılmıştı. Sıcak para ile hovardalığı artık sürdüremiyorlar. Zaten Ocak ayındaki 5 puanlık “şok” faiz artırımı da sıcak para gelmeye devam etsin diye rüşvet kabilinden yapılmıştı. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde dış borç geri ödemeleri ve cari açık finansmanı için 221 milyar dolarlık dış kaynak girişine ihtiyacı var. Şimdi 5 puanlık indirime gidilirse, dış musluklar iyice kapatılır, içeride zaten yüksek olan döviz kurları fırlar, cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur.Erdoğan’ın faiz takıntısının ardındaki gerçek Başbakan’ın, “düşük faiz” talebinin ardında, başka bir gerçek var: İnşaat sektöründe şişirdikleri balonun patlama noktasına gelmesi…Ekonomide gerçek bir vizyonu olmayan AKP, asıl hedefi olan kendi siyasi rejimini kurma yolunda ekonomiyi daha çok bir araç olarak kullandı. Bunda da “konut-inşaat” sektörünü lokomotif olarak gördü. Bu yolla aynı zamanda kendi yandaş sermaye kesimini de palazlandırdı. Konut ağırlıklı inşaat sektörünü görülmemiş devlet imkânlarıyla destekledi; AKP’li belediyeler, başta İstanbul’da olmak üzere imar yetkisini alabildiğine kullanarak rant yarattı. Dışarıdan sağlanan kaynaklar,  müteahhitlere ve konut kredisi biçiminde tüketicilere pompalandı, konuta dayalı bir rant çarkı döndürüldü. Buna ek olarak kentsel altyapı, duble yol, AVM, hava meydanı, köprü gibi yatırımlarla seçmenler adeta hipnotize edildi. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında siyasi riskin artması-güvenin azalmasının etkisiyle dövizde yaşanan sıçrama bu saadet zincirini bozdu. Son bir yılda yeni daire satışlarında belirgin bir düşüş var. Artan kura şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Artan finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu gelişmeler piyasada durgunluğa yol açtı. Şimdi Erdoğan’ın “faizleri indirin!” diye bağırmasının ardında, müteahhitlerin yaşadığı bu sıkışıklık yatıyor. Erdoğan telaşta… Dünyada ucuz ve bol döviz döneminin bittiğini Erdoğan da görüyor. Bu durum, özel sektörün kredi olanaklarının daralması, inşaat-konut sektörünün tıkanması anlamına geliyor. Erdoğan bu yüzden düşük faiz için MB’ye baskı yapıyor. Dış sermaye girişlerinin durma noktasına geldiği bir dönemde, Merkez Bankası’nın faizi indirmesi ise büyük risk. Banka’nın baskıya dayanamayıp yaptığı yarım puanlık indirim Erdoğan’ı tatmin etmiyor, daha da kızdırıyor. Yeni ekonomik koşullarda inşaatta işler iyi gitmiyor, daireler kolay satılmıyor, sektör tıkanma noktasına doğru gidiyor, AKP ekonomisinin lokomotifi tekliyor, konut balonu patlamak üzere. Müteahhitler daireleri satamaz, zarar eder, bankalara ve piyasaya borçlarını ödeyemezse, sıkıntı zincirleme biçimde tüm kesimlere ve dalga dalga ekonomiye yayılacaktır. ÇÜNKÜ ucuz ve bol döviz dönemi bitti, ÇÜNKÜ sıcak para gelmeyecek, ÇÜNKÜ otoriterleşen Erdoğan’a güven erozyonu var ve siyasi istikrar tartışılıyor, ÇÜNKÜ yabancı sermaye çekindiği için gelmeyecek, ÇÜNKÜ Türkiye en kırılgan ekonomilerin arasında anılıyor. AKP EKONOMİDE AĞIR ENKAZ BIRAKIYOR AKP Türkiye ekonomisini, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdi. Tek parti iktidarı olmasına rağmen AKP döneminde ortalama büyüme yüzde 4.9’da kaldı. Sıcak paraya dayalı olarak kâğıt üzerinde sağlanan bu büyüme de istihdam yaratmadı. Umudunu yitirip iş aramayı bırakanlarla birlikte gerçek işsiz sayısı Mart 2014 itibariyle 5.4 milyona, işsizlik oranı da yüzde 18’e ulaşıyor. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından sağladığı kaynaklar tüketime ve inşaat başta belli sektörlere pompalandı. Tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla henüz kazanılmamış gelirler üzerinden vatandaşa, bir sanal refah dönemi ve zenginleşme algısı yaşatıldı, bu da oya tahvil edildi. Bankacılık sektörünün adeta kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık hızla büyüdü. AKP işbaşına geldiğinde 6.3 milyar lira olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı şeklindeki toplam hane halkı borç yükü, 51.4 kat büyüyerek 331 milyara ulaştı. Tüketimle büyüme modeli, kaçınılmaz olarak Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorunu kırdırdı ve tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaş bankalara; bankalar ve şirketler ise yurt dışı kreditörlere gırtlağına kadar borçlu hale geldi. Türkiye’nin toplam dış borcu AKP döneminde 3’e katlanarak 400 milyar dolara yaklaştı. Kamunun iç ve dış toplam borç stoku AKP iktidarı döneminde 257 milyar liradan 624 milyar liraya yükseldi. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yönetim anlayışı ömrünü tamamlamış, artık duvara dayanmıştır. Ekonomideki açmaz büyüdükçe, vizyonsuzluk ve keyfilik daha net biçimde ortaya çıkmıştır. AKP’nin ekonomi yönetim anlayışı tıkanma noktasına gelirken, orkestradan farklı sesler yükselmeye başlamıştır.   Orkestranın şefi olması gereken Erdoğan ise dünyanın 17. büyüğü olmasıyla övündüğü Türkiye ekonomisini adeta bakkal dükkânı mantığıyla idare etmeye çalışıyor, tamamen kafasına göre sopa sallıyor. Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, aslında yıllardır var olan buzdağının ucudur. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık yanlışları ifade etme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda otoriterleşirken, ekonomi giderek kötüleşecek, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Yani ekonomide kötüleşme arttıkça çatlak da giderek derinleşecektir.Ekonomi yönetimindeki vizyonsuzluk ve keyfilik Türkiye’yi büyük yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun faturasını tüm halkımız ödeyecektir. Türkiye ekonomisinin yeni bir liderliğe, yeni bir vizyona, henüz düşünülmemiş daha fazla katmadeğer yaratan yeni şeylerin üretiminin planlandığı yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı vardır. Bunu da otoriterlikten demokrasiye geçerek ve orta gelir tuzağından kurtulmayı hedefleyerek ancak gerçekleştirebilirsiniz.
Dağ 2 Konusu Nedir? Dağ 2 Filmi Oyuncuları Kimler?
2016 yılında yayına giren serinin ikinci filmi olan Dağ 2 filminin yönetmenliğini Alper Çağlar çağlar üstlenmiştir. İki kahraman Türk askerinin hikâyesinin çarpıcı bir dille anlatıldığı filmin ilki izleyiciler tarafından oldukça beğenilmişti. Bu akşam TRT1 ekranlarında izleyicisiyle buluşacak olan Dağ 2 filmi konusu ise oldukça merak ediliyor. Peki Dağ 2 filmi konusu nedir? Dağ 2 oyuncuları kimler? Dağ 2 filmi nerede çekildi? Detayları haberimizde sizler için derledik...
Zorlu Center’ın Kaçak Yapılarına Hazine’ye Haraç Karşılığı Ruhsat Verilmiş
Halktan ve Meclis’ten gizlenen 4 bakan hakkındaki 17 Aralık fezlekelerinin eklerinden “Zorlu Center’in yasal dinleme kayıtları” çıktı. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile bakanlık bürokratları arasında yapılan ve dinlemeye takılan telefon görüşmeleri “Hükümetin Zorlu Center’daki imara aykırı yapılaşmayı raporla tespit ettiğini; raporun bizzat 12. Cumhurbaşkanı seçilen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulduğunu; hükümet ile Zorlu Center’ın sahipleri arasında kaçak yapılar karşılığında Hazine için para pazarlığı” yapıldığını belgeliyor. Bakan Bayraktar, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında gözaltına alınan Çevre ve Şehircilik Bakanlık Müşaviri ve İstanbul 2 No’lu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı Mehmet Erdal’a, “Burası İmar Kanunu’nun ruhuna aykırı bir şekilde yapılandı. Bunlar devlete getirip şöyle bir 500 milyon daha para vermeleri lazım. Hazine’ye verecekler yani namussuzlar ya bunlar” diyor. Bu önemli görüşme “24 Eylül 2013” tarihinde yapılıyor. Zorlu Center’ın “26 Eylül 2013” olarak planlanan açılışının “ertelenmesi” ise açılıştan iki gün önce gerçekleşen bu görüşmenin önemini daha da artırıyor. Çünkü Bayraktar aynı görüşmede Zorlu Center’ın sahiplerinin bir gün önce yani 23 Eylül 2013 günü dönemin Başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldiğini açıklıyor. Bayraktar, üst düzey bürokratına Başbakan Erdoğan’ın Zorlu Grubu’na pek yüz vermediğini söylüyor. Ve açılış erteleniyor. Zorlu Center bu görüşmeden yaklaşık 15 gün sonra “10 Ekim 2013” günü sembolik de olsa bir açılış yapıyor. Bu açılıştan sadece 6 gün önce yapılan bir telefon görüşmesi ise “pazarlıkların” sonuçlandığını gösteriyor. 17 Aralık operasyonunda gözaltına alınan İstanbul Çevre ve Şehircilik Müdürü Ahmet Ayyıldız, yine gözaltına isimlerden Bakan Bayraktar’ın danışmanı Sadık Soylu’yla 4 Ekim 2013 günü görüşüyor. Soylu’nun, “Zorlu’nun işi tamam mı şimdi açılış yapacak mı?” diye soruyor, Ahmet Ayyıldız da, “Herhalde şimdi tamam” diye yanıt veriyor. Fezlekeye giren dinleme kaydında buraya Ayyıldız için “Gülüyor” notu düşülüyor. Bilal Erdoğan’ın ismi Zorlu’da da gündeme geldi 17 Aralık’ın ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile Zorlu Center’ın ismi, Doruk Izgara’yla gündeme gelmiş; Bilal Erdoğan’ın şirketinin Zorlu Center’da şube açtığı bilgisi basına yansımıştı. Bilal Erdoğan sermayesi 1.5 milyon TL olan Doruk Izgara’da yüzde 36.2 hisse ile büyük ortak. Erdoğan’ın kardeşi Sümeyye Erdoğan da şirketin yüzde 30 hissesine sahip. 'Olmaz o iş, yok öyle yağma' 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasındaki önemli dosyalardan biriydi “Zorlu Center”… Zincirlikuyu’da yükselen bu dev binalar kamuoyunda büyük tartışma yarattı. Cumhuriyet, İstanbul’u çirkinleştiren yapılardan biri olarak görülen ve 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla bir kez daha gündeme gelen Zorlu Center’a nasıl göz yumulduğunu yasal dinleme kayıtlarıyla açıklıyor. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar ile bürokratları arasında geçen ve Adalet Bakanlığı’na gönderilen fezlekede yer alan yasal dinleme kayıtları şöyle: ‘Olmaz o iş, yok öyle yağma, Başbakan’a arz etmem lazım’ Zorlu Center’ın 15 Eylül’deki açılışının ertelenmesinden bir gün sonrası. Saat: 18.45... Telefonun bir ucunda Bayraktar, diğer ucunda Bakan Müşaviri Mehmet Erdal var. Erdoğan Bayraktar: Alo. Mehmet Erdal: Sayın bakanım hayırlı akşamlar. E.B: İyi akşamlar buyur. M.E: Şimdi bakanım bu şeydeki Zorlu’nun projesiyle ilgili Öner Bey aradı da bugün. E.B: Hı M.E: Sizinle görüşmemi söyledi de ben ona bahsetmiştim bu şeyler konusunda şimdi onu yarın gündeme alıyoruz onunla ilgili bi şey değişikliği vardı depoları mağazalara döndürmüşlerdi normal... E.B: Olmaz o iş, olmaz o iş. Mehmet yani o kadar büyük iş yapıyorsa öyle onu öyle pat paldır küldür oradan geçiremez onu bizim Başbakan’a arz etmemiz lazım. M.E: Evet E.B: Sen onu bilgi notu olarak bana ver yani ruhsat değişikliklerini falan öyle bir şey yok yani. M.E: Evet evet yani orada şey değişikliği vardı ... E.B: Yok öyle yani orada ne yapıyor biliyor musun, ben sana söyleyeyim, depoları dükkânların deposu yapıyor. 1’inci bodrumları da dükkân yapıyor oradan istifa... zaten onları açmış şeye. M.E: Evet E.B: Orada çaktırmadan nedir emsal harici ne kadar metrekare kullanıyorsa bilmiyorum, onu sen daha iyi bilirsin o çaktırmadan o işlerden tabii sen çok iyi anlamazsın Ahmet anlar Ahmet AYYILDIZ ama Ahmet’te biraz sanki onların tarafını tutuyor gibi, yani biraz herhalde çok etki altında bıraktılar onlar ama Ahmet sağlam çocuktur, de ki bende bakana de bunu izah etmem lazım biz izah etmeden böyle bi yanlış işi biz yapamayız onlar orada çok ciddi şekilde Ahmet’te söyledi bana aynı şeyleri çok ciddi şekilde oradaki depoları kullanıma açıyorlar ve bodrumlardan 1’inci 2’nci bodrumları açığa çıkardılar onları da çok ciddi şekilde normal dükkân yapacaklar bağımsız bölüm yapacaklar. M.E: Evet efendim E.B: Sonradan bi plan tadiliyle, öyle bi şey yok yani öyle bi öyle yağma ... ın böreği yok yani onu yapacaklar. M.E: 20 bin metrekare bayağı şeyli 20 bin metrekare bi şey var orada 20 bin metrekareyi mağaza haline getiriyorlar depolarını. E.B: Tamam 20 bin metrekare mağaza haline öyle var mı? Öyle yağma ya hiç bir şey yok diye deyin ki bir ara bakanda bana dese ben bakana bizzat izah etmeden bunu yapamam de kusura bakmayın gündeme almayın onu alıyormuş gibi yapın son anda çıkarın onu önemli... M.E: Tamam efendim E.B: Şey yapmayın o herkesi ayarlamış komisyon üyelerini bilmem nelerini ayarlamış komisyon başkanı sen misin o komisyonun? M.E: Yok şeyle Talat Bey var Mehmet Emin Birpınar’ın arkadaşı, Hasibe Hanım’la beraber Hasibe Hanım’da aynı komisyonda. E.B: Hasibe Hanım’da bize çok zorluk çıkarıyor her konuda yani burada. M.E: Orada gene Hasibe Hanım’ın yüzde 50 gene haklılık payı var şey açısından da bakanım yani o... E.B: Hayır Hasibe Hanım desin biz bunu alamayız desin gündeme bunu inceleyeceğiz falan bakacağız ondan sonra bi ciddi şekilde alalım onu şey yapalım öyle yapalım yani öyle bi şey yok yani. M.E: Tamam bakanım... ‘Burası İmar Kanunu ruhuna aykırı’ Zorlu Center’ın 26 Eylül olarak planlanan açılış programından iki gün öncesi. Saat: 09.48... Bayraktar, Erdal’la görüşüyor... Mehmet Erdal: Efendim bakanım. Erdoğan Bayraktar: Selamunaleyküm, hayırlı günler, günaydın. M.E: Hayırlı günler bakanım kusura bakmayın .. dün akşam. E.B: Estağfurullah şimdi bu şeydeki bu kayaların oradaki yer tabii ki BEN BAŞBAKANA O SENİN VERDİĞİN NOTU VERDİM, ilettim ondan sonra da dedim ona böyle böyle falan sonra onlar da aradılar beni işte seni de beni sıkıştırıyorlar bu Mesut Pektaş dedim ona böyle böyle dedim burada İstanbul’da ne kadar gökdelen varsa dedim bize dedim bunun suçunu yüklüyorlar yani Erdoğan yaptı Erdoğan yaptı falan diye ben de Başbakan’a sormadan yapmıyorum dedim bunu da dedim Başbakan’a durumu arz etttim dedim yani BURADA 12,500 METRE YERİ DEDİM DEPODAN MAĞAZAYA ÇEVİRMİŞSİNİZ dedim birde ilave tesisat alanı bilmem depo mebo bodrumda ... metre ilave inşaat alanı çıkardınız M.E: Evet E.B: Onu kabul ediyorlar onu doğru diyorlar diyor yani orada yaptık diyorlar ama diyorlar buna imar planı müsaade ediyor dedim imar planı müsaade etse de yeni bir proje yeni bir alan kazanıyorsunuz dedim yani emsal bu şeyinde ondan sonra Başbakan’a gitmişler dün sabah Başbakan pek yüz vermedi onlara M.E: Hı E.B: Dedi ki işte ben konuşmuştum onunlan daha önce dedi ki onlar dediler ki biz bunu büyükşehirden geçirdik büyükşehirden geçirdik biz bunu bilmem Kültür Bakanlığı’ndan geçirdik işte bir tek şey kaldı. Çevre Şehircilik Bakanlığı kaldı işte falan açılışımız 26’sında efendim yok dedi o Erdoğan’la beraber bir araya gelmeden olmaz dedi Kadir Bey ondan sonra şey nedir o Ömer Bey’i falan çağırıp bir araya gelip konuşalım ondan sonra bakalım dedi falan yolladı onları şimdi biz bu durumda inşaatın genel şeyini biyografisini binanın çıkarmamız lazım ya dememiz lazım ki burada emsal iki buçuk mudur orada emsal. M.E: Evet bakanım E.B: İşte emsal burada iki buçuktur ondan sonra burada arsa işte 90 bin m2’dir burada işte kapalı alan olması gerekirken işte.. notlarında bodrumlar emsala dahildir demek suretiyle bodrumlardan da şu kadar emsal kazanılmıştır bodrumlar açığa çıkartılmış şu kadar bodrum açığa çıkartılmış ondan sonra. Şu anda burada yüzde 20 artış da var ya bize imar şeyden gelen yönetmelikten gelen artış yapılmıştır burada yerinde emsal işte 4’tür 5’tir neyse yani PLAN KARARINA AYKIRI BİR ŞEKİLDE İNŞAAT ŞU KADAR ŞİŞİRİLMİŞTİR ondan sonra ve şimdi de bodrum katlar açığa çıkan bodrumlardan da daha önce depoları alan veya sığınak olan alan mağaza yapılmıştır. Yine ilave olarak bu depolardan da açığa çıkartılmış şu kadar alan var birde depolar var açıkta şimdi onları da ileride dükkânlara katacak belli yani. M.E: Evet evet E.B: Onların güzel böyle yolla oraya ben şimdi Ahmet’le konuşurum oraya adam yollayın her tarafını güzel böyle fotoğrafların açığa çıkan bodrumdan açığa çıkardıkları kottan yükseltip ondan sonra da bodrumu açığa çıkartıp dükkân yaptıkları yerleri de orada ne kazandığını ne kadar şey yaptığını çünkü o biz bilmiyorsa biz bu kadarını biliyoruz sadece biz 12.500 metre onlar şimdi bütün bodrumları açığa çıkartıp bodrumun tamamını da kurdular birde bodrumlar aslında şeye göre nedir o taks alanı aslında biz yeni yönetmeliğe göre dedik ki taks alanı nedir toplam emsalin kat alanlarına bölümünden meydana çıkan alandır onun dışında yapamaz dedik şimdi bunlar bunu öyle olmadığı için evvel taks alanını böyle bodrumları açığa çıkardılar ve şimdi orada üç kat dört kat tamamında inşaat yaparak açığa çıkardılar yani çok BURASI İMAR KANUNUN RUHUNA AYKIRI BİR ŞEKİLDE YAPILANDI aslında burası bunlar devlete getirip şöyle bir 500 milyon daha para vermeleri lazım yani Hazine’ye Hazine’ye verecekler yani namuzsuzlar ya bunlar M.E: Evet... yeni o EMSALİN DÖRT BEŞ MİSLİ ŞEY KULLANMIŞLAR gibiler yani E.B: İşte onu biz gidelim onu şeye vuralım yani diyelim ki bunların yaptığı bu Beşiktaş’a da gerekirse yazı yazalım diyelim kardeşim bunlar bu şekilde emsal yani bir şeyin ruhuna aykırı imar kararının imar planının emsalin emsal alanının ruhuna aykırı burada bodrumların tamamında inşaatı kullanarak bodrumları şişirmek suretiyle açığa çıkarmak suretiyle BURADA EMSALİ İKİYE KATLADILAR ŞEKLİNDE ESASLI BİR RAPOR ... fotoğrafları çekmek suretiyle ben Ahmet’e de söylüyorum şimdi ben bugün gideceğiz biz bugün gidip yarın perşembe günü sabah geleceğiz allah nasip ederse M.E: Hayırlı yolculuklar allah kolaylık versin ‘Komisyonda yasallaşacak, ruhsatsız işleri ruhsata bağlayacak’ Saat: 13.31... Bayraktar yine Erdal’la görüşüyor... Erdoğan Bayraktar: Alo. Mehmet Erdal: Efendim sayın bakanım. E.B: Bu şeyin Ahmet Nazif Zorlu’nun karayollarının yeri için onun bilgileri esas Ahmet de var değil mi? M.E: Evet efendim. E.B: O esas şeyi raporu çıkardı. M.E: Evet, evet en son o en son şey onda şu an E.B: He yani SENİN KOMİSYONA GİRECEK KOMİSYONDAN YASALLAŞACAK ONDAN SONRA İSKÂN ALACAK YANİ YAPTIĞI İŞLERİ ÖNCEDEN RUHSATSIZ YAPTIĞI İŞLERİ ŞİMDİ RUHSATA BAĞLAYACAK. M.E: Evet evet bakanım E.B: Ha M.E: Am.....komisyon içinde.. E.B: Tamam, biz o zaman onu çağıracağız amiri çağıracağız o zaman, tamam peki. M.E: Sizler nerdesiniz bakanım E.B: Ben Ankara’da bakanlıktayım şimdi şu anda ney Bakanlar Kurulu’na gireceğiz. M.E: He anladım şeyde Ahmet Bey’i mi çağıracaksınız şeyde mi? E.B: Onu çağıracağım he M.E: He oldu bakanım E.B: Tamam peki, haydi selamlar görüşmek üzere. Bakan danışmanına ‘gülerek’ müjdeyi veriyor: ‘Artık bitsin dedi bu iş!’ Saat: 22.04... Telefonun bir ucunda İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ahmet Ayyıldız, diğer ucunda Bayraktar’ın danışmanı Sadık Soylu var. Sadık Soylu: Zorlu’nun işi tamam mı, şimdi açılış yapacak mı? Ahmet Ayyıldız: Herhalde şimdi tamam (Gülüyor). Biz gittik ya Bakan Bey’le beraber. Gittik orada işte onlarda tezlerini koydu, bizde şey yaptık daha sonra da bakan bey beni çağırdı ya. Ahmet dedi helal olsun dedi güzel çalışmışsın dedi. Yani biz onun kusurlarını falan söyledik biz haklı olduğumuz çıktı da dedi yardımcı olun dedi, artık dedi bitsin dedi bu iş dedi... 2007 yılında Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisi ihalesini 800 milyon dolarla kazanan Zorlu Holding, 26 Eylül 2013’te yapılması planlanan açılışı 10.10.2013, saat 10.10’a erteledi. O günkü açılış basına sembolik açılış başlıklarıyla yansıyacaktı... Cumhuriyet