Yatırımcı mı Patron mu? Girişimcinin Yol Ayrımı
Girişimciliğin en keskin virajlarından biri, sermaye ile tanıştığınız o ilk andır. Hayalinizdeki projeyi büyütmek, hızlanmak, bir şeyleri “gerçekten” başlatmak için kapısını çaldığınız sermaye, karşınıza iki farklı kimlikle çıkar, Yatırımcı ya da Patron.İlk bakışta ikisi de size para verir. Ama işin içine girdikçe, çok daha derin bir farkı görmeye başlarsınız. Aslında verdikleri şey para değil, zihniyettir. Biri vizyona yatırım yapar, diğeri zamana. Yatırımcı sizin fikrinize, potansiyelinize ve ölçeklenebilirliğe bakar. Patron ise süreci nasıl yönettiğinize, günlük operasyonlara ve işe kaçta gelip gittiğinize...Gerçek bir yatırımcı sizin zamanınızı değil, potansiyelinizi satın alır. Sizi sınırlamaz; aksine, sizi daha özgür, daha yaratıcı, daha cesur olmaya teşvik eder. Size “Nasıl yaptın?” sorusunu değil, “Ne elde ettin?” sorusunu sorar. Girişimci olarak yaratıcılık, esneklik ve hızlı karar alma gibi yetenekleriniz varsa, patron tipi bir ortaklık sizi zamanla törpüleyebilir. Çünkü patron zihniyeti, riski azaltmak isterken girişimciliğin doğası olan belirsizliği bastırır.Sermaye bir araçtır ama taşıdığı değerler her zaman aynı değildir. Bu nedenle yatırımcı mı, patron mu sorusu aslında “Kimle aynı masaya oturmalıyım?” sorusunun bir başka versiyonudur. Burada mesele sadece parayı bulmak değil, vizyonunuzu anlayacak, hatta gerektiğinde sizinle beraber hayal kuracak bir ortak bulmaktır.Girişimcilik sadece fikir geliştirmek değil, aynı zamanda bu fikri hayata geçirirken yanınızdaki yol arkadaşlarını doğru seçmektir. Çünkü sermayenin doğası, yolunuzu ya aydınlatabilir ya da sizi bir otoriteye dönüştürerek vizyonunuzu gölgeleyebilir.