Adalet Değil, Ayrıcalık İstiyoruz
Bölüm 2/5
(Önceki bölümde kendi vicdanımıza nasıl torpil geçtiğimizi konuşmuştuk. Bugün o vicdanın stadyum kapısından içeri girince nasıl devasa bir canavara dönüştüğüne bakıyoruz.)
Dakika 90+3. Skor 1-1.
Rakip ceza sahasında bir karambol oluyor, top birine çarpıp kornere çıkıyor.
O an inanılmaz bir şey yaşanıyor:
Stadyumdaki 40 bin kişi, evdeki milyonlarca kişiyle aynı anda ayağa kalkıp bağırıyor:
“Elle oynadı, penaltı!”
Oysa kimse net bir şey görmedi. Top omuza mı çarptı, ele mi, göğse mi belli değil. Ama 40 bin kişi o kadar inanarak, o kadar yüksek sesle ve o kadar koro halinde itiraz ediyor ki… Sahadaki hakem bir an kendi gözünden şüphe ediyor.
Tabii gerçekten bir şey gördüyse... Ya da neyi görmezden geleceğini seçtiyse (!)
İşte modern psikolojinin 'Gaslighting' (Birinin gerçeklik algısıyla oynayarak onu delirtme) dediği şey, Türk futbolunda her hafta canlı yayınlanıyor. Biz 40 bin kişi bir araya gelip, sahada koşan bir adamın beyniyle oynuyoruz.
Tribünün Sessiz Gücü

Peki o kalabalığın bağırması işe yarıyor mu? Cevap çok net: Evet.
Aynı sahneyi alıp bir mahkeme salonuna koyalım.
İçeride duruşma görülürken 40 bin kişi kapıya dayanıp hep bir ağızdan “Hakim bey o adamı salacaksın!” diye bağırsa buna ne deriz?
Yargıya baskı deriz, suç deriz, skandal deriz.
Ama stadyumda olunca bu düpedüz baskı eyleminin adı birden “büyük taraftarın muhteşem atmosferi” oluveriyor. Tribün, bağırarak gerçeği eğebileceğini biliyor ve bunu nesillerdir kusursuzca yapıyor.
Yeterince toplu, yeterince gürültülü ve yeterince öfkeli bir uğultu, hakemin bir sonraki kararında mutlaka bir duraksama yaratıyor.
Kim VAR Orada?

Eskiden sadece hakeme kızardık. Sonra 'Şu teknoloji gelse de adalet bulsak' dedik.
Geldi.
Soğuk, tarafsız, duygusuz bir makine kuruldu. Peki bizi rahatlattı mı? Aksine, devasa bir şüphe yarattı.
Çünkü biz o makineyi bile 6 ay içinde kendi şüpheci hayatımıza uydurmayı başardık.
Çizgi çekiliyor, “Çizgiyi yamuk çektiler” diyoruz.
Hakem ekrana gidiyor, “O odada kim bilir kulaklığına ne fısıldadılar” diyoruz.
Biz artık teknolojiye itiraz etmiyoruz; teknolojiyi kullanan ellere itiraz ediyoruz.
İçimizdeki şüphe o kadar büyük ki, ekran başındaki adam o incecik ofsayt çizgisinin altında haftalar önceden yazılmış senaryolar, masabaşı oyunlar ve devasa kumpaslar arıyor.
Çünkü biz aslında hakikati aramıyoruz; biz kendi hakikatimizi onaylatmak istiyoruz.
Biz Gerçekten Adalet İstiyor Muyuz?

İşte dananın kuyruğunun koptuğu, o en rahatsız edici soru bu. Tribündeki o 40 bin kişi, evlerindeki milyonlar gerçekten adalet mi istiyor?
Adalet isteyen insan şunu söyler:
“Bize yapılan haksızlık ne kadarsa rakibimize de o yapılıyor, ikisi de olmasın.”
Bu cümleyi tribünde, kahvede, X’de duydunuz mu hiç? Duyamazsınız.
Çünkü biz ülkece futbolda pürüzsüz bir adalet aramıyoruz. Biz sadece küçük, mütevazı, 'kimseye zararı olmayan' bir şey istiyoruz: Kendi takımımıza ufak bir iltimas geçilmesini.
“Bize karşı yıllarca o kadar kumpas kuruldu ki, artık sıra bize gelsin” mantığı bu. Yani talep sistemin düzelmesi değil; sistemin bu sefer bize çalışması.
Türkiye'deki 4 büyük takımın 4 devasa taraftar kitlesi var ve dördü de aynı anda, istisnasız her sezon 'en çok kendilerinin doğrandığına' yemin edebilir.
Matematiksel olarak aynı anda 4 grubun birden en çok mağdur olması imkansızdır.
Belki 3’ü mağdur olabilir, belki 2’si ama hepsi aynı anda olamaz.

Ama futbolda matematik böyle çalışmaz; mağduriyet psikolojisi çalışır.
Bu yazıyı okuyanlar tam burada ikiye ayrılıyor:
Bir grup diyecek ki; “Tribün baskısı bu sporun ruhunda var, atmosfer olmadan futbol yaşamaz, hakem dediğin de buna boyun eğmeyecek.”
Diğer grup ise şunu fısıldayacak: “Tam da bu yüzden yıllardır aynı çamurun içindeyiz. Sistemi düzeltmeyi değil, sistemi ele geçirmeyi istiyoruz.”
İki taraf da içten içe gerçeği biliyor. Ama kimse taraftarının ortasında 'Ayrıcalık değil adalet isteyin' diye bağırıp yalnız kalmak istemez.
Bir sonraki bölümde tribünden çıkıp yönetim localarına çıkacağız.
Cebinde dolmuş parası yokken masaya son model telefon koyan gösteriş budalası kulüpleri, kriz bağımlısı “kurtarıcı” başkanları ve koca koca kulüplerin çöpe attığı geleceğini konuşacağız.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

