Sanat, insan ruhunun aynasıdır; bir fırçanın tuvaldeki fısıldayışı, bir kalemin kâğıt üzerindeki dansı, bir melodinin kalpte yankılanan çığlığıdır. Peki, ya bu aynaya bir makine bakarsa? Yapay zekâ, yaratıcılığın kadim bahçesine adım attığında, asırlık bir soruyu yeniden uyandırıyor: Sanat, yalnızca insan ruhunun mu ürünüdür, yoksa algoritmaların soğuk hesaplamaları da bu kutsal ateşi yakabilir mi? Bu yazı, yapay zekâ ile sanatın kesiştiği o büyülü ve tartışmalı sınırda bir yolculuk vadediyor; bir yanda insanlığın niyet ve öznelliği, diğer yanda makinelerin kusursuz ama ruhsuz kusurları. Gelin, sanatın ruhunu ararken, yaratıcılığın ne olduğunu, bir makinenin fırça mı yoksa ressam mı olduğunu birlikte sorgulayalım.Yapay zekanın sanat sahnesine girişi, asırlık bir tartışmayı yeniden alevlendirdi: Gerçek sanat nedir ve bir makine bunu yaratabilir mi? Bir zamanlar sadece insanlığa ait olduğu düşünülen yaratıcılık kavramı, şimdi algoritmaların ve derin öğrenme ağlarının meydan okumasıyla karşı karşıya. Yapay zeka, bir fırça, bir enstrüman ya da bir yazarın kalemi gibi, insanlığın yeni bir aracı mı, yoksa başlı başına bir sanatçı mı?
Hüsamettin Oğuz
Ezoterizm