Algoritmalar, Yalnızlık ve Özgür İrade: Emre Noyan’dan Sosyal Medyaya Çarpıcı Bakış
Sosyal medya, algoritmalar ve yapay zekâ… Günlük hayatımızdan reklamcılığa, bireysel özgürlükten toplumsal dönüşüme kadar her alanı etkileyen bu dijital ekosistemi Akdeniz Reklamcılar Derneği (ARD) Başkanı Emre Noyan ile konuştuk. Noyan, sosyal medyanın yarar–zarar dengesinden özgür iradenin geleceğine, reklamcılığın etik sınırlarından yapay zekânın insanı yeniden “özüne döndürme” ihtimaline uzanan çarpıcı değerlendirmeleriyle dikkat çekiyor.
Sosyal medya sizce doğru ve dengeli kullanıldığında fayda sağlayan bir araç mı, yoksa aşırı tüketim nedeniyle bireyleri bağımlılığa sürükleyen bir risk mi?

Bugün hayatlarımızın vazgeçilmezi haline gelen sosyal medya, bilinçsizce -hatta arsızca- tüketilen her şey gibi bir maalesef “Yarar – Zarar” dengesi açısından çok bıçak sırtı bir yerde duruyor.
Ben bunu biraz dengesiz beslenmeye benzetiyorum. Nasıl ki tek yönlü bir beslenme rejimi sistemimizin dengesini bozabiliyorsa; aslında binlerce faydasını görebileceğimiz onlarca mecra, bizlerde yarattıkları tek yönlü bağımlılıklarla bir anda dezavantajımıza çalışır hale gelebiliyorlar… İnsan, maalesef birçok konuda olduğu gibi burada da aşırı tüketim ve zaman zaman da istemsiz bağımlılık ya da kötüye kullanma zaafına yenik düşebiliyor. “Tadında Kalsın” diye bir klişeyle bitireyim mi?
Sosyal medyanın psikolojik sorunlar ve bilgi kirliliği üzerindeki etkisi sizce tek başına belirleyici mi, yoksa daha geniş bir toplumsal dönüşümün sadece bir parçası mı?

Zaten çağımız bir “Abartılar Çağı” halinde yaşanıyor. Yaşama kültürü seviyemiz düştükçe, sorun çözme yeteneklerimiz zayıfladıkça pireler deve olabiliyor veya tam tersi. Bunu söylerken başımızı kuma gömelim demiyorum ama; herşeyin tek bir sorumlusu olabilir mi? sorusunu da sormamız gerektiğini düşünüyorum.
Yani; toplumun psikolojisi farklı faktörlerin kümülatif etkisiyle değil de, sadece sosyal medya kullanımı nedeniyle mi bozuldu? Ya da ulaştığımız bilgi gerçekten “temiz” miydi de şimdi kirlendi?
Ben, sosyal medyanın da, sosyal medya kullanımının da bilinçli bir sorgulamayı ve adil yargılanmayı hakkettiğini düşünenler tarafındayım. Bu herkes için kendi akıl sorgulamasını yapması demek…ve zor iş gerçekten!
Reklamcılar açısından sosyal medya, doğru stratejiyle büyük fırsatlar sunan bir mecra mı yoksa markalar için giderek büyüyen bir risk alanı mı?

Bir iletişim mecrasının melek mi şeytan mı olduğu nasıl kullanıldığı ile ilgili.
Burada ustalık, bilinç, akıl-fikir, yaratıcılık, gözlem, araştırma… ve yüzlerce binlerce faktör devreye giriyor.
Reklamcıların hayatını çok zorlaştırdığı kesin: Onlarca farklı cephede yüzlerce mikro-mücadele gibi. Her bir cephenin farklı dinamikleri, mücadele koşulları birbirinden apayrı.
Üzerine beyinlerin yakıldığı stratejiler, araştırmalar, bilgi-kültür-estetik birikimlerinizle hayata geçen reklam kampanyaları şimdi sadece bir parmak “kaydırmasıyla” uçup gidebiliyor. Sadece 2-3 saniye içinde tüketici ile “engagement” kurmak ve akabinde bunu sürdürebilmek zorundasınız.
“Reklamcılık” öyle bir iş, öyle bir meslek ki, YouTube sadece bu iş için özel tuş yapmış: “REKLAMI ATLA” tuşu var di mi, “SKIP AD” … Var mı mesela; “Tamirciyi ATLA” ya da “Market Alışverişini ATLA” diye tuş?
İşte aynı riskler reklam veren için de, markalar için de böyle dağ gibi duruyor. Reklam veren reklamcısıyla / iletişimcisiyle aynı yükü taşıyor ve omuz omuza riskleri paylaşmak zorunda. Hepimizin daha akıllı, daha öngörülü, her anlamda daha yaratıcı olmamız gereken zamanlar… yoksa; eskilerin dediği gibi “Vezir de eder rezil de…”
Sosyal medya insanları gerçekten yalnızlaştırıyor mu, yoksa daha seçici ve bilinçli bir sosyallik biçimine mi evriliyoruz?

Bu soruya biraz kişisel bir cevap vermek istiyorum.
Bu konulara bir nebze de olsa kafa yoran orta yaş üzeri, hafif huysuz bir insan olarak, kendimi çok büyük bir kalabalığın ortasında yalnız başıma hissetmek biraz hoşuma gidiyor. Bilinçli bir sosyal medya kullanıcısı olarak, maruz kaldığım insanları, konuları, sohbetleri süzgeçten geçirebilmek ve seçici olabilmek benim için büyük bir lüks. Geçmişime kıyasla daha yalnız ama çok daha sosyal olmak kendi içinde koskoca bir paradoks ve bana ilginç gelen de bu. Sanırım kendi “Biricik”liğimizi yeniden keşfettiğimiz pozitif bir evrim geçiriyoruz.
Gençler açısından sosyal medya sizce bir fırsat alanı mı yoksa doğru yönlendirilmezse riskli bir keskin bıçak mı?

Ustaca bileylenmiş, son derece keskin bir bıçaktan bahsediyoruz.
Bu bıçakla kendinize şahane bir portakal soyup çok sağlıklı bir şekilde C vitamini de alabilirsiniz, dikkatsiz – ya da özensiz – davranıp bir yerlerinizi de kesip yaralanabilirsiniz… ya da eyvaaahhh; bıçağı bilinçsizce sallayıp birilerine zarar da verebilirsiniz.
Konu gidip-gelip bireyin kendiyle – ya da kendine – ne yapmak istediğine dayanıyor. Eminim gençler kendileri için neyin daha iyi olduğunu biz “boomer”lardan daha iyi bileceklerdir.
Bir dönem yakın temas içinde olduğum, yaşları 19 – 23 arası üniversite öğrencileri arasında Tik-Tok’ta su damacanasına gaz çıkaran kadını izleyerek “boş yapan”lara da tanık oldum, kafayı klasik müziğe takıp bütün dönemlerin eserlerini tek tek dinleyene de… Zaman kime ne getirip kimden ne götürecek, kestirmek mümkün değil galiba.
Algoritmaların yönlendirdiği sosyal medya düzeninde sizce özgür irade hâlâ mümkün mü, yoksa asıl mesele bu manipülasyonun farkında olup olmamak mı?

Gerçekten “Özgür İrade” diye bir şey kaldığını düşünen birileri varsa, kendileriyle tanışmak, fikir almak ve bu sorunla nasıl başa çıktıklarını öğrenmek isterim. O iş bence maalesef bitti.
“Özgür İrade” dediğimiz insani değer… teknoloji karşısında yenildi.
Hepimiz manipüle ediliyoruz. Tek önemli konu şu: Manipülasyonu fark edebiliyor muyuz? … ve bu manipülasyonlara karşı kendimizi teslim etme ya da direnme kararımız ne olacak? “Özgür İrade”nin son kalesi bu olacak.
Gelelim reklam sektöründeki algoritma manipülasyonuna.
Reklamcılık işi, sütten çıkma ak kaşık değildir. Reklamcılık; kapitalist tüketim dünyasının tetikçiliği, tüketim alışkanlıklarının algı ve davranış değişikliği üzerine kurulu bir iş koludur. Yani; reklamcı – elbette etik değerleri vardır ama - sonuçta “Salesman” yani “Satıcı”dır.
Peki; soruyorum size:
Bizim reklamcı olarak işimiz, bir ürünü / bir hizmeti / bir markayı size satmak ise… Ve elimize “ALGORİTMA” diye bir “TOOL” verildiyse… “aaaa etik değil ki bu…
Ha’di canım ??? Siz de buna teşneyseniz???
Karar gene sizde biter.
Yapay zekâ ile kıyaslandığında, sosyal medya mı yoksa yapay zekâ mı toplumun gerçeklik algısını daha köklü biçimde dönüştürecek?

Bu soruya gene çok kişisel bir perspektiften cevap vermek istiyorum.
Ben “Yapay Zeka” meselesine çok büyük bir heyecan çok büyük bir heves ile bakıyorum. Bir çeşit “Kurtuluş Işığı” bir nevi bir “Aydınlanma Anı”.
Yapay zeka ile yaratılan şeyler, gerçeklik algımızı öylesine sorgulatacak ki; bir an gelecek, ve HEPİMİZ “BACK TO BASICS” ya da ha’di gerçeğe ve özümüze geri dönelim diyeceğiz… ve bu bir DEVRİM OLACAK.
RESURRECTION belki de.
Yeniden yine ÖZÜMÜZE, GERÇEKLİĞE, YİTİRDİĞİMİZ YARATICILIĞIMIZA, YETENEKLERİMİZE, İNSAN OLARAK BİZİ VAR EDEN DEĞERLERE …
vesaire vesaire… yeniden değerler atfedeceğiz.
Yeniden Michelangelo, yeniden Bach, yeniden Poe, yeniden Fuzuli… neden olmasın ki?
Yapay Zeka kullanımı, önce bir MODA … herkes bayıla bayıla peşinden koşacak…
SONRA “yapay zeka modası” bize çooook acayip bir hizmet sunacak:
GERÇEĞİN KIYMETİNİ YENİDEN KUTSAMAK.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

