onedio
article/comments
article/share
Haberler
Her Şey Liderde mi Biter: Sistem Nerede Devreye Giriyor?

etiket Her Şey Liderde mi Biter: Sistem Nerede Devreye Giriyor?

Türkiye’de siyaset konuşurken hep aynı cümlelere geri döneriz. Neredeyse refleks hâline gelmiştir: “Atatürk 10 sene daha yaşasaydı…”, “Ecevit olmasaydı…”, “Özal ölmeseydi…”, “Demirel başka türlü davransaydı…” Bu cümlelerin ortak bir duygusu vardır: “Keşke.” Ve bu “keşke”nin altında da çok tanıdık bir düşünce yatar: Yanlış kişi zamansız gitti ya da yanlış kişi geldi; o yüzden buradayız.

Sanki sandıktan başka biri çıksa, ertesi sabah her şey düzelecekmiş gibi… Daha adil, daha zengin, daha huzurlu bir ülkede uyanacakmışız gibi… Ama tam bu noktada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçekten tarih birkaç kişinin karakterine mi bağlı? Yoksa lider dediğimiz figürler, zaten hazır olan bir sistemin içinde mi şekilleniyor?

Siyaset psikolojisi bu soruya romantik ama boş olmayan bir cevap verir: Hem lider önemlidir, hem de içinde bulunduğu yapı. Kurumlar, hukuk, ekonomi, uluslararası şartlar… Bunlar yokmuş gibi davranamazsın. Ama şu da var: Her lider aynı şekilde davranmaz. Çünkü liderlerin psikolojik tipleri vardır ve bazı anlarda o tipler, kurumların izin verdiğinden daha fazla şey belirler.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Liderlik Koltuk Değil, Psikolojik Bir İlişkidir

Liderlik Koltuk Değil, Psikolojik Bir İlişkidir

Liderliği çoğu zaman ünvanla karıştırırız. Oysa psikoloji açısından liderlik bir koltuk değil, bir ilişki biçimidir. Lider dediğimiz kişi yalnızca karar alan biri değildir; aynı zamanda topluma sürekli şu soruların cevabını veren kişidir: “Biz kimiz?”, “Nereye gidiyoruz?”, “Kim dost, kim düşman?”, “Bu bedeli neden ödüyoruz?”

İyi lider dediğimiz figür, her zaman teknik olarak en doğru kararı veren kişi olmayabilir. Ama çoğu zaman iyi bir hikâye anlatıcısıdır. İnsanlara bir “biz” duygusu sunar, dağınık duyguları toparlar, korkuyu yönetilebilir bir şeye dönüştürür ve kendisini de bu hikâyenin merkezine yerleştirir. Bazen bu hikâye güven üretir, bazen öfke üretir, bazen de “her an bir şey olacak” duygusunu canlı tutar. Aynı sistem içinde bile farkı yaratan çoğu zaman bu duygusal iklimdir.

Kişilik mi Önemli, Koşullar mı? Yanlış Kurulmuş Bir Soru

Bu tartışma genelde “ya o, ya bu” diye yapılır. Birileri “Koşullar zordu.” der, bir başkası “Kişilik sorunluydu.” diye karşılık verir. Oysa psikoloji bu ikisini birbirinden koparmaz. Koşullar lideri sınırlar, ama kişilik o sınırlar içinde nasıl davranacağını belirler.

İnsanların bazı temel özellikleri yetişkinlikte büyük ölçüde sabittir: eleştiriye tahammül düzeyi, güçle kurulan ilişki, stres altındaki tepkiler, risk alma biçimi, başkalarına güvenme ya da kuşkuyla yaklaşma eğilimleri… Bu yüzden aynı kriz, farklı liderlerde bambaşka sonuçlar doğurabilir.

Özellikle savaş, ekonomik çöküş, salgın, büyük skandallar gibi dönemlerde kurumlar geri çekilir; çünkü kural kitabı yetmez, rutin işlemez, “normal zaman” refleksleri boşa düşer. Krizde liderin basit bir cümlesi bile (“Panik yok” mu diyecek, “Sertleşiyoruz” mu diyecek) milyonlarca insanın hayat çizgisini değiştirebilir. Bu yüzden “kişilik mi, koşullar mı?” sorusu baştan eksiktir. Asıl soru şudur: Bu kişilik, bu koşullar altında nasıl tepki verecek?

Lider Tipleri: Aktif mi, Pasif mi? Mutlu mu, Mutsuz mu?

Siyaset psikolojisinin en pratik çerçevelerinden biri, liderleri iki basit soruyla ayırır. Birincisi, bu lider çok mu çalışıyor, yoksa daha çok idare mi ediyor? İkincisi, bu görev ona keyif mi veriyor, yoksa içten içe bir yük gibi mi taşıyor?

Bu iki soru bir araya gelince dört farklı liderlik tarzı çıkar. Kimi lider enerjiktir, sahada olmayı sever ve bu rolden keyif alır; görev onu büyüten bir alandır. Kimi lider çok çalışır ama sürekli gergindir, huzursuzdur, memnuniyetsizdir; görevi bir yük gibi taşır. Kimi lider koltuktan memnundur ama fazla enerji koymaz; idare eder, riskten kaçar. Bir de hem enerji koymayan hem de bu rolde kendini iyi hissetmeyen, daha çok olayların sürüklediği liderler vardır.

Bu ayrım, “iyi insan–kötü insan” tartışmasından daha kullanışlıdır. Çünkü liderin enerjisini nereye harcadığını ve görevden ne tür bir duygu ürettiğini gösterir. Enerjisini kurumları güçlendirmeye mi harcıyor, rakipleri tasfiye etmeye mi? Keyif aldığı şey sorun çözmek mi, görünür olmak mı? Bu soruların cevabı, aynı sistem içinde bile siyasi sonucu değiştirebilir.

Bülent Ecevit: Vicdanlı Ama Katı Lider

Bülent Ecevit: Vicdanlı Ama Katı Lider

Bülent Ecevit, Türk siyasetinin en “ahlaki” figürlerinden biri olarak hatırlanır. Gösterişten uzak yaşamı, dürüstlüğü, sade dili ve “temiz siyaset” vurgusu hâlâ saygı uyandırır. Psikolojik açıdan Ecevit, yüksek sorumluluk duygusuna sahip, ideolojik tutarlılığı önemseyen ve çatışmadan uzak durmaya çalışan bir liderdi. Çalışkandı; dosya okur, üzerinde düşünür, acele etmezdi. Ama risk almaya mesafeliydi ve “yanlış yapmama” kaygısı çoğu zaman hızın önüne geçerdi.

Bu kişilik normal zamanlarda güven üretir. İnsanlar, “En azından çalmadı, çaldırmadı.” diye hatırladıkları liderlere duygusal bir kredi tanır. Fakat kriz anlarında aynı özellikler katılığa, tereddüde ve gecikmeye dönüşebilir. Sistem hızlı tepki isterken, liderin iç pusulası “Biraz daha emin olayım.” diye frene basabilir.

Ecevit örneği bize şunu gösterir: Bazı liderler doğru olanı yapmaya o kadar odaklanır ki, zamanında karar almanın da bir tür “doğru” olduğunu kaçırabilir. İyi niyet krizi tek başına çözmez; bazen iyi niyetin hızla birleşmesi gerekir.

Süleyman Demirel: Hayatta Kalma Sanatı

Süleyman Demirel, lider tipleri tartışmasında neredeyse ders kitabı örneğidir. Aynı isim, farklı dönemlerde farklı roller üstlenmiştir: başbakan, muhalif, yasaklı siyasetçi, geri dönen aktör ve sonunda devletin zirvesi… Zaten bu “sürekli geri dönüş” hâli, halkın hafızasına öyle kazınmıştır ki bir dönem hep beraber söylediğimiz “Süleyman hep başbakan” şarkısı, bir espriden çok bir gözlem gibidir: Bu adam bir şekilde yine sahneye çıkar.

Demirel’in psikolojik profili yüksek pragmatizm ve uyum yeteneğiyle özetlenebilir. Koşulları okuyan, dengeleri tartan, gerektiğinde geri çekilip gerektiğinde geri gelen bir lider. “Dün dündür, bugün bugündür” sözü çoğu zaman alayla anılır ama aslında bir karakter cümlesidir: Koşullar değiştiyse pozisyon da değişebilir. Demirel’in en büyük becerisi, siyaset dışına itildiği anlarda bile geri dönme ihtimalini diri tutmasıydı. Koalisyon kurmayı bilirdi, uzlaşmayı bilirdi, “zaman kazanmayı” bilirdi.

Bu esneklik onu ayakta tuttu. Ama aynı özellik, büyük bir dönüşüm projesi üretmesini de zorlaştırdı. Demirel daha çok, sistemi dönüştüren değil; sistemin içinde ustalıkla hareket eden lider tipinin örneği olarak kaldı. Onun siyaseti, büyük ideallerden çok “oyunun içinde kalma” disiplinidir — bazen de oyunun kurallarını herkesten iyi bilmenin verdiği soğukkanlılık.

Turgut Özal: Enerjik, Risk Alan ve Kuralları Zorlayan Lider

Turgut Özal, lider–sistem etkileşimini en net gördüğümüz isimlerden biridir. Hızlı düşünen, risk almaktan çekinmeyen ve bürokratik yavaşlıktan hoşlanmayan bir liderdi. Görevi sadece yönetmek değil, dönüştürmek istediğini açıkça hissettirirdi. Enerjikti; “olmaz” denileni zorlamayı severdi; kendisini Türkiye’yi başka bir kulvara taşıyacak aktör olarak görürdü.

Bu kişilik, 1980’lerin küresel rüzgârıyla birleşince ekonomik ve siyasi alanda ciddi bir dönüşümle sonuçlandı. Piyasaların açılması, girişimcilik kültürünün güçlenmesi, devlet–toplum ilişkisinde yeni bir dil… Bunlar büyük ölçüde “aktif ve kendinden emin” lider tipinin ürettiği sonuçlardır.

Ama aynı özellikler kurumsal dengeleri zorlayabilir. Aşırı özgüven, detayları küçümseme ve “ben bilirim” duygusu, sistemle gerilim yaratır. Özal örneği bize şunu söylüyor: Bazı liderler sistemi kullanmakla yetinmez, sistemi test eder; sınırlarını zorlar, genişletmeye çalışır. Başarılı olurlarsa “reformcu”, başarısız olurlarsa “frenleri söktü” diye anılırlar. Çoğu zaman ikisi birden olur: Hem imkân bırakırlar, hem kırılganlık.

Güçlü Adam Tipi ve Putin: Baskın, Kuşkucu ve Güvenlik Takıntılı

Bazı liderler dünyayı doğal olarak tehditkâr görür. Onlar için siyaset, karşılıklı ikna ve uzlaşmadan çok kontrol ve güç meselesidir. Bu tip liderler yüksek baskınlık gösterir, kuşkucudur ve güvenliği her şeyin önüne koyar. Dünyayı keskin bir “biz–onlar” ayrımıyla okurlar; yakın çevrelerine bile belli bir mesafeyi koruyarak yaklaşabilirler.

Vladimir Putin bu lider tipinin çarpıcı örneklerinden biridir. Güvenlik merkezli bakışı, devletçi kimliği ve kuşkuculuğu birleşince dünya, sürekli tehdit üreten bir yere dönüşür. Bu zihniyet, dış politikada statü ve güvenlik takıntısını besler; taviz vermeyi “zayıflık” gibi gösterir.

Bu tip liderler kriz anlarında kararlı ve “dik duran” bir görüntü verir; toplumda “En azından ne yapacağını biliyor.” hissi yaratabilir. Ancak esneklikleri düşüktür. Yanıldıklarında geri adım atmakta zorlanır, hatayı kabul etmek yerine dozu artırma eğilimi gösterebilirler. Böyle durumlarda bedeli ağır çatışmalar ortaya çıkabilir.

Neşeli Popülist ve Boris Johnson: Hikâye Anlatır, Detay Sevmez

Bazı liderler sertlikten ve çatışmadan değil, hikâyeden güç alır. Neşelidirler, espri yaparlar, kitlelerle kolay bağ kurarlar. Bir mitingi kalabalık bir gösteriye, bir krizi bile “Biz bunu da atlatırız” hikâyesine çevirebilirler. Bu tip liderler genellikle enerjik ve iyimser görünür.

Boris Johnson bu profile iyi uyan isimlerden biridir. Rahat tavrı, mizahla karışık konuşma tarzı ve “biz İngilizler” hikâyesini sürekli güncellemesi, onu neşeli popülist tipine yaklaştırır. Brexit kampanyasında “Take Back Control” sloganıyla yaptığı şey, karmaşık bir tartışmayı basit, duygusal ve hızlı tüketilebilir bir hikâyeye çevirmekti.

Bu lider tipi büyük sloganlar üretir; karmaşık meseleleri basit çerçevelere indirger; böylece hızla destek toplayabilir. Ama detay sevmemeleri, uzman uyarılarını hafife almaları ve aşırı özgüvenleri kriz anlarında pahalıya mal olabilir. “Her şey kontrol altında” hissi, bazen kontrolün hiç olmadığını en geç fark eden duygudur.

Sürekli Kavga Eden Lider ve Donald Trump: Enerji Var, Tatmin Yok

Bir de sürekli kavga eden lider tipi vardır. Enerjisi çok yüksektir ama asla tatmin olmaz. Siyaseti uzun vadeli bir proje değil, bitmeyen bir maç gibi yaşar. Her gün yeni bir gündem, yeni bir polemik, yeni bir hedef vardır.

Donald Trump bu tipin en bilinen örneklerinden biridir. Aşırı dışadönük, narsistik ve çatışmaya yatkın bir profile sahiptir. Onun için siyaset bir “kazan–kaybet” oyunudur. Medyayla, yargıyla, bürokrasiyle, hatta zaman zaman kendi partisinin içindeki isimlerle bile sürekli bir kavga hâlindedir. Kendi tabanına sürekli şu duyguyu verir: “Ben sizin için savaşıyorum; geri adım yok.”

Bu liderler eleştiriyi kişisel algılar, kurumlarla çatışır ve her şeyi “ben” üzerinden okur. Kendini kuşatma altında hissettikçe mobilizasyonu artırır; taraftardan da kesintisiz sadakat bekler. Çok hareketli, çok sesli, çok görünür bir siyaset üretirler. Ama bu sürekli kavga atmosferi toplum için yıpratıcı, kurumlar için aşındırıcıdır. Kriz çözmek yerine, kriz üretme kapasitesi artabilir.

Sonuç: Her Lider Aynı Şekilde Davranmaz

Sonuç: Her Lider Aynı Şekilde Davranmaz

Bütün bu örnekler bizi aynı noktaya getiriyor: Liderler değişkendir, çünkü lider tipleri vardır. Aynı sistem içinde bile farklı liderler, aynı krize bambaşka tepkiler verebilir. Kurumlar, hukuk, ekonomi ve uluslararası dengeler elbette çok önemlidir. Ama özellikle kriz anlarında liderin kişiliği—gücü nasıl taşıdığı, riskle nasıl ilişki kurduğu, eleştiriye nasıl tepki verdiği—tarihin yönünü somut biçimde etkileyebilir. Ve belki de en dürüst cümle şudur: Tarihi ne sadece sistem yazar, ne de tek başına “büyük adamlar”. Tarih, kişilik ile yapının inatçı bir ortak yazarlığıdır.

Meraklısı İçin

  • Barber, James David. The Presidential Character: Predicting Performance in the White House. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall, 1972.

  • Greenstein, Fred I. The Presidential Difference: Leadership Style from FDR to Clinton. Princeton, NJ: Princeton University Press, 2000.

  • Hill, Fiona, and Clifford G. Gaddy. Mr. Putin: Operative in the Kremlin. Washington, DC: Brookings Institution Press, 2013.

Twitter

LinkedIn

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
2
1
1
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam