İstanbul İşgal Altında: İmparatorluğun Sonu, Bir Direnişin Başlangıcı (1918–1923)
Hayatım boyunca beni en çok etkileyen düşündükçe içimi acıtan ancak sonu düşündükçede içimi mutluluk kaplayan olaydır İstanbul’un işgali.
İstanbul…
Her zaman dünyanın kalbiydi.
Ama 1918’den sonra…
Kalbi atan bir şehir değil, nefes almaya çalışan bir şehir oldu.
Bir İmparatorluğun Çöküşü

30 Ekim 1918 – Mondros Mütarekesi
Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybetti.
Ama asıl yıkım bundan sonra başladı.
O sırada tahtta:
- Sultan VI. Mehmed Vahdettin
Hükümette ise sürekli değişen sadrazamlar:
Ahmet İzzet Paşa (mütarekeyi imzalayan)
Tevfik Paşa
Damat Ferid Paşa (en kritik ve tartışmalı isim) vardı.
Özellikle Damat Ferid Paşa, işgal güçleriyle yakın ilişkisi nedeniyle tarihe çok sert bir şekilde geçecektir.
13 Kasım 1918: İstanbul’a Giren Donanma

Sabah sisli.
Boğaz ağır…
Su bile sanki daha yavaş akıyor.
Bir martı çığlığı duyuluyor, ama şehir cevap vermiyor.
Sonra…
Ufukta siyah gölgeler beliriyor.
Gemiler.
Çok sayıda gemi.
Demirden, soğuk, sessiz.
13 Kasım 1918
İstanbul’a 50’den fazla savaş gemisi giriyor.
Toplar Boğaz’a çevrilmiş.
Namlu namlu bir kuşatma.
O gün İstanbul’da kimse yüksek sesle konuşmuyor.
Çünkü herkes biliyor:
Bir çağ bitiyor.
İşgal güçlerinin başlıca komutanlarını muhakkak bir yere not edelim:
General Sir Charles Harington (İngiliz işgal kuvvetleri komutanı)
General Franchet d’Espèrey (Fransız Doğu Orduları Komutanı).
Caddeler değişmiş.
Beyoğlu’nda İngiliz askerleri yürüyor.
Fransız subayları kafelerde.
General d’Espèrey…
Bir gün atına biniyor.
Ve şehre giriyor.
Ama nasıl?
Fatih Sultan Mehmet gibi.
Bu bir yürüyüş değil.
Bu bir mesaj:
“Artık buradayız.”
Mustafa Kemal’in O Anı

Bir adam duruyor.
Üniforması sade, bakışı keskin.
Mustafa Kemal.
Gözlerini gemilere dikmiş.
Yanındakiler susuyor.
Çünkü o anın ağırlığı hissediliyor.
Ve o cümle geliyor:
“Geldikleri gibi giderler.”
Henüz ortada bir ordu yok.
Ama bu cümle…
bir geleceği tarif eder.
16 Mart 1920: İstanbul Resmen İşgal Altında

Sabaha karşı İngiliz askerleri İstanbul’da kritik noktaları ele geçirir:
Meclis-i Mebusan basılır
Rauf Orbay ve birçok milletvekili tutuklanır
Aydınlar, subaylar Malta’ya sürgün edilir
Bu olay tarihe:
“Malta Sürgünleri” olarak geçer.
Artık İstanbul’da yönetim görünürde Osmanlı’nın,
gerçekte ise İngilizlerin elindedir.
Dolmabahçe Sarayı.
Koridorlar uzun, ama adımlar yavaş.
Tahtta:
Sultan Vahdettin
Yorgun, kararsız., sıkışmış.
Masada haritalar var.
Ama hiçbirinde çözüm yok.
Sadrazam:Damat Ferid Paşa
İngilizlerle temas halinde.
Bir umutla değil…
Bir çaresizlikle.
Düşünce şu:
“Belki uyum sağlarsak ayakta kalırız.”
Ama tarih bazen uyum sağlayanı değil,
direneni yazar.
Yeraltındaki İstanbul: Gizli Kahramanlar

Sokaklar karanlık.
Ama bazı evlerde ışık yanıyor.
Kapılar sessizce açılıyor.
Sandıklar taşınıyor.
Ama içlerinde ne var?
Silah.
Mermiler.
Umut.
İstanbul teslim olmuş gibi görünür.
Ama aslında…
Şehir yeraltında direnmektedir.
En önemli örgütler:
Karakol Cemiyeti
Mim Mim Grubu
Görevleri:
Anadolu’ya silah kaçırmak
İstihbarat sağlamak
Subayları gizlice kaçırmak
İstanbul’dan Anadolu’ya giden trenler…
Geceleri, kadınlar ve gençler
sandıkların içine silah saklar.
İşgal askerleri çoğu zaman fark etmez.
Bu insanlar tarih kitaplarında çok yer almaz ama…
Kurtuluş Savaşı’nın görünmeyen kahramanlarıdır bu kadınlar ve gençler.

Bir Dram: İşgal Altında Aydınlar
İstanbul’da sadece askerler değil…
fikirler de baskı altındadır.
Gazeteler sansürlenir.
Yazarlar takip edilir.
Ama yine de bazı isimler susmaz:
Halide Edip Adıvar
Yahya Kemal Beyatlı
Bir kalabalık.
Sessiz değil artık.
Gergin.
Bekleyen.
Hazır.
Ve bir kadın çıkıyor öne:
Halide Edip.
Sesi yükseliyor:
“Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır!”
O an…
İstanbul ilk kez başını kaldırıyor.
Bu söz…
bir halkın uyanışıdır.
Saray ve Çöküşün İçindeki Sessizlik

Sultan Vahdettin…
Zor bir dönemin padişahı.
Ama aynı zamanda en tartışmalı figürlerden biri.
Onun yaklaşımı:
İngilizlerle iyi geçinerek devleti korumak
Ama bu politika…
tarih tarafından çoğu zaman teslimiyet olarak yorumlanır.
Sadrazam Damat Ferid Paşa ise: Kuvayı Milliye’ye karşıdır, Anadolu hareketini bastırmak ister, işgal güçleriyle açık iş birliği yapar
İstanbul düşmüştür.
Ama Anadolu’da yeni bir hikâye yazılır:
Mustafa Kemal liderliğinde 19 Mayıs 1919 – Samsun, Erzurum ve Sivas Kongreleri
Artık iki irade vardır:
İstanbul (kontrol altında)
Ankara (bağımsızlık hareketi)
Son: Gerçekten “Geldikleri Gibi Gittiler”
1922’de:
Büyük Taarruz kazanılır
Yunan ordusu yenilir
Ve ardından…
6 Ekim 1923 İstanbul kurtulur.

İstanbul sabah uyanıyor.
Ama bu sabah farklı.
Sokaklarda bir hareket var.
Beklenen an.
İşgal askerleri gidiyor.
General Harington…
Şehri terk ediyor.
Sessizce.
Tıpkı geldikleri gibi.
Boğaz yine aynı.
Martılar yine uçuyor.
Ama şehir değişmiş.
Çünkü İstanbul artık sadece bir şehir değil.
Bir hatıra.
Bir direniş.
Bir yeniden doğuş.
İstanbul bu dönemi unutmadı, gelecekte de unutmayacak.
İşgal gemilerini
Sessiz direnişi
Gizli kahramanları
Ve özgürlüğün geri dönüşünü
İstanbul bir dönem susturuldu.
Ama hiçbir zaman boyun eğmedi.
Çünkü bazı şehirler vardır…
Onları ele geçirebilirsiniz.
Ama asla ruhlarını alamazsınız.
Ve İstanbul…
Her zaman kendi hikâyesini yazmayı bilir.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

