Asırlardır Ramazan'ın Adı Var, Kendi Yok
Maalesef etrafımız ateş çemberi ve sıklıkla bu oluyor, gündem buna odaklanıyor ve de bitecek gibi değil.
Yıllardır bir sanatçı sorumluluğuyla sosyal ve inanç gibi durumları irdelemek ve düşüncelerimi yazmaktayım. Hemen her ramazanda “Ülkemize Hiç Gelmeyen Ramazan” temasını üç bölümde yazıyorum. Bugün de rutin sorumluluğumu paylaşıyorum.
Oruç insanlığın neredeyse ilkel dönemlerinden beri çeşitli nedenlerle ve şekillerde uyguladığı ritüelistik bir davranıştır. Ben burada yalnızca günümüzdeki Müslüman toplumların durumuyla ilgili yazıyorum.
Bölüm 1: Siz orucu değil, oruç sizi tutacak!

Oruç, namaz, hac gibi ritüeller, bireysel veya sosyal amacı olan, sizi bu amaçlara yönlendiren, hazırlayan ve bilinçlendiren eylemlerdir. Eğer hedeflenen temel amaç hasıl olmazsa, bu amellerin kişiye manevi bir faydası dokunmaz. Oruç, belirlenmiş bir sürede yeme, içme ve cinsel ilişki gibi temel biyolojik ihtiyaçların askıya alındığı bir irade beyanıdır. Amacı infak ve paylaşım da dahil olmak üzere, insana yakışır tüm erdemli işleri gerçekleştirmek adına, gerekirse en temel ihtiyaçlarından vazgeçebilme ve fedakârlık etme dirayetini kazanmaktır.
İrade kontrolü ve sosyal hakkaniyet

Bir yanlış algıyı düzelteyim; halk arasında orucun amacıyla ilgili “açların halinden anlamak içindir” diye bir yorum üretilmiştir. Bu da Kur’an’da geçen “Oruç tutamayanlar yoksulu doyursun.” hükmünden yola çıkarak yorumlanmıştır.
Ancak orucu açların halinden anlamak gibi bir amacı yoktur. Çünkü bu mantıkla gidilirse, hastanın halinden anlamak için hasta, yoksulu anlamak için yoksul olma gibi tuhaflık ortaya çıkar. Kaldı ki oruç tutarak açların halinden anlamak pratikte de mümkün değildir. Çünkü oruç tutan kişi akşam iftarda tıka basa yemek yiyebileceğinden emindir, oysa aç, ne zaman yemek yiyeceğini bilmez. Hatta yiyip yiyemeyeceği de belli değildir. İşin özü, oruç bir irade kontrolü kazanmak içindir. Orucun asıl gayesi, empati değil, irade kontrolü kazanmaktır.
Yüzde doksanı Müslüman olan ve dolayısıyla yoksulun aç, halinden anlamak için oruç tutulan bir ülkede nedense, Ramazan ayında özellikle gıda fiyatlarına zam gelir. Bu trajikomik bir durumdur. Bu durum orucun sosyal amacının hiç anlaşılmadığının göstergesidir. Daha da vahimi, ilahi sisteme tümüyle aykırıdır. Elbette Ramazan paketleri ve iftar çadırları güzel geleneklerdir. Ancak unutmayın ki insanın beslenme ihtiyacı süreklidir. Dolayısıyla Yaratıcı, yoksulu kollama görevini sadece bir aya indirgenmesine izin vermez. Zira diğer on bir ay bu yoksullar ne yapacak? Neredeyse bütün yıl “oruç” olan insanlar iftar için gelecek ramazanı mı bekleyecek?
İnsan evrimindeki gelişimden dolayı sosyal düzen sonucunda kaçınılmaz olarak insanlar arasında sınıf farkları ve imkân açısından eşitsizlikler oluşur. Dolayısıyla yoksullar, açlar, kısaca ihtiyaçlı insanlar oluşur. İşte oruç, bu eşitsizliği gidermek için harekete geçme bilincini oluşturmak amaçlıdır. Bu bilinci de, hemen hiçbir canlının yapamayacağı, yemek, içmek ve üremek gibi en temel ihtiyaçlarından vazgeçerek, belirli bir süre yasaklayarak sağlar. Bu da oruç tutan kişi, şartlar gerektirdiğinde, en temel ihtiyaçlarından bile vazgeçmeyi veya fedakârlık edebilme bilinci kazanır. Böylece kişi imkânı dâhilinde yardımlaşarak, samimi olarak orucun amacını yerine getirir. Yoksa yalnızca oruç tutarak Allah’tan rıza beklemek cahilliktir. Bunun böyle olduğu Kur’an’da çok açıktır. AL-İ İMRAN-92 Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe zafer ve mutluluğa asla ulaşamazsınız. Yani mutlaka ihtiyaç sahiplerine yardım etmelisiniz. Yoksa başka ne yaparsanız yapın, asla zafere ve mutluluğa ulaşamazsınız. Teşbihte hata olmaz, sistemin ya da oyunun kuralı belli, uyglarsan kazanırsın yoksa kaybedersin. Kuralın sebebi basit.
İnsanın yemek ihtiyacı süreklidir. Biyolojik yapısı günde birkaç öğün yiyecek şekilde dizayn edilmiştir.

İnsanı böyle programlayan yaratıcı, yoksulu kollamak, aç olanı doyurmak işini açık bırakmamıştır. Yaratıcıya göre siz ne zaman yiyorsanız, açları da o zaman doyuracaksınız. Bu da bir Kur'an hükmüdür. ZARİYAT-19- Mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı. BAKARA-3-Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır. Bir başka ayet, TEKASÜR-8-Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız. Dikkat ettiyseniz son ayet yeminle başlıyor ve ve bir haktan bahsediyor yani yedikleriniz içtiklerimizden bir kısmını yoksullara da verin onları da unutmayın demiyor sahip olduğunuz yiyeceklerin ne olursa miktarı ne kadar olursa olsun o yiyeceğinizde yoksulun yiyeceği olmayan diğer insanların payı olduğunu söylüyor. Ve bu ilginç bir şekilde birçok ayette pay olarak ifade edilir. Bildiğiniz gibi elde ettiğiniz nimetlerdeki Pay size ait değildir, dolayısıyla size emanet edilen payı yiyerek başkasının hakkını yemiş oluyorsunuz. Bu yüzden net ve kesin olarak ve de yeminle size verilen her nimetten hesap sorulacak, diyor. Bu da demektir ki eğer Kur’an’a inanıyorsanız ve Ramazan ayında gerekli yardımı yapmışsanız, mantıken bu ayda size verilen rızıklardan hesap sorulmayacak. Ama kalan 11 ay için verilen nimetlerden hesap soracaktır. Bu konudaki mevzuat böyle. Çok açık ve net.
Ayrıca yaratıcı işi burada bırakmamış, sizin gelişiminize de psikolojik olarak daha bu sisteme göre düzenlemiştir. Onun için insanın yapısı gereği, oruç ve yardımlaşma, edene de edilene de hem biyolojik hem de psikolojik olarak çok faydalıdır. Huzur ve mutluluk verir. Birisine bir şekilde yardım ettiğinizde, bir yükten kurtulmuş gibi olursunuz, rahatlarsınız, mutlu olursunuz. İşte, Yaratıcı insanı böyle programladığı için, bireyin yardımlaşmaya katılmasında ısrar eder.
Bu tür eleştirilere karşı çeşitli medyada genellikle şunları duyarsınız; “insanlar ramazan’da yoksullara açlara yardım yapıyorlar. Yoksullar hiç değilse yılda bir ay yardım alıyorlar fena mı, hiç yoktan iyidir! Gibi ifadelerle durumu olumlaması yapıyorlar. Ancak ne Kur’an ne de kurulu düzenler, sistemler ve yasalar insan duygusal yorumlarına itibar etmez.
Bu şuna benzer: Bir kuruma, devlete 12 ay periyodik ödemeniz gereken bir borcu sadece yılda bir ay ödeyip bunun onaylanmasını beklemek gibidir. Kurum size hiç yoktan iyidir muamelesi yapar mı? Kesinlikle hayır! Tüm sistemler kalan o 11 ay için yakanıza yapışır, haczeder ve de illa ki cezalandırır.
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, uygularsınız, uygulamazsınız ama bu kuruma yani Kur’an’a tabi iseniz durum budur…
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

