Pınar Özkent Yazio: O Güzel İnsanlar O Güzel Atlara Binip Gittiler
Üstat,
Olanlar oldu işte. Sen gittin. Apansız... Diğerleri gibi. Giderken bıraktığın asmalar üzüm olacak yakında. Biliyor musun?
Başka bir yolculuktasın şimdi. Yolun açık olsun… Çok şey öğrendi gençliğim senden. Altını çizdiğim satırların var, bir de dilime pelesenk olmuş şarkıların.
Bir oğlum var üstat, üç yaşının eşiğinde henüz. Gözleri yeşil. Sen gideli beri, en sevdiğim şarkılarından biriyle uyutuyorum onu.
Yemyeşil bir deniz senin gözlerin
Gözlerinde menevişler denizde martılar gibi
Bakışların köpük köpük
Sonsuzluğu sonsuzluğu sonsuzluğu anlatır gibi
Çenem düştü yine. Çok şey var öğrendiğim senden demiştim en son, di mi? Bak birkaçını anlatayım mı sana? Dinler misin beni?
1. Zaman her şeyi siliyor
İşte hayat yine akıp gidiyor
İşte hayat sensiz de yaşanıyor
İşte hayat böyledir deniyor
Zaman her şeyi siliyor.
- İşte Hayat / 1988
Ne zaman canım acısa, zamanın her şeyin üstesinden gelebilmem için aktığını biliyorum artık. Düştüğümde yaramla ilgileniyor ama üzerini kapatmıyorum. Duygularımın kabuk bağlaması için zamana ihtiyacım olduğunu biliyorum.
Zamanın derman veren bir merhem olduğunu ama o merhemin iyileştirme gücüne sabırla saygı duymam gerektiğini öğrendim artık. Her şey yerle bir gibi görünse de hiçbir şeyin aynı kalmadığını, hiçbir duygunun sonsuza dek sürmediğini ve her zaman yeniden başlayabileceğimi hatırlatıyor bana bu satırların. Ne güzel söylemişsin, öyle sade ve öyle derin.
2. Herkesin başka bir hikayesi var. Kimse tamamen mutlu veya mutsuz değil
Dışı akşam içi gündüz
Yüzü bahar içinde güz
Gölgelerde gizli giz
Gölgelerde gizliyiz
- Sürgün Gibi Masallarda / 1992
Gençtim… Herkesin gördüğüm gibi olduğunu var saydığım yıllardı. Biri bana iyilik yapardı, “ne iyi insan!” oluverirdi hemen gözümde. Ya da iğnesini batıran birini akrep ilan ediverirdim gözümde. Kendi sınırlarını korumaya çalıştığı gelmezdi aklıma. İşte bu şarkındaki sözler aslında kimsenin göründüğü gibi olmadığını, en mutlu görünenin bile içinde fırtınalar kopabildiğini ve aslında derine inmedikçe kimseyi tanıyamayacağımızı anlatmıştı bana. Hiçbir hayat benimkinden fersahlarca iyi değildi. Görünenle olan aynı olmayabilirdi. Şimdilerde sosyal medya hesaplarında gördüğümüz yalan yanlış yüzler gibi... Hepimiz maskeler takıyoruz. İyi evlat. Becerikli eş... Sadık çalışan.. İçimizdekileri dışımıza çıkartmamız ayıplanırdı çocukken. Öyle de büyüdük. Gölgelerde gizli kala kala…
3. Madem geçmişe dönecektik, bugüne niye geldik?

Delirium / 1994
Bugünlerde herkes “anda kal” diyor üstat. Sen taaa 94’te yazmışsın bu satırı. Bana 2003’te kısmet olmuştu okuyup altını çizmek. Kadıköy’deki sahaflardan almıştım içinde nice sihirli cümleler barındıran bu kitabını.
Ne zaman geçmişi sorgulasam, işte bu cümle hesap sorarcasına dikiliveriyor karşıma. “Ah be kızım, geldin işte şimdiye” diye söyleniyorum içten içe. Giden gitti, olanlar oldu, defter kapandı. E beni de o geçmişteki hatalar bugünkü halime getirmedi mi? Daha bir güçlenmedim mi? Al o yaşadıklarını koy cebine yürü. Seni geçmişe bağlayan halatlarından kurtul, denize açıl.
Öyle ya bugüne niye geldik?
İşte böyle. Daha çok şey var konuşacak, yine yazarım sana. Zaten Temmuz’un onulmaz kayıpları vardı üzerimde. Anneannem gibi... Hocam Küçük İskender gibi… Şimdi bir de sen geldin yüreğimin ortasına.
Sevmem ben yaz aylarını. Ağustos’ta kimleri buruk bir özlemle anacağız diye bir bakayım dedim bugün. Ferhan Şensoy çıktı karşıma. Sonra Sami Hazinses… Vedat Türkali... Müşfik Kenter... Robin Williams... Daha da nice ruhu güzel insan…
Yaşar Kemal’in dediği gibi “O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler.”
Hepinizin ruhu şad olsun.
Bir de aramızda kalsın üstat, yaz ayları dedim ama, o Kasım var ya o Kasım. İşte o içimi bir başka kavuruyor. Sen anladın onu…
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın